Derneğimiz              
 
 

KABATAŞ DERGİSİ - SAYI 6

İçindekilere dönmek için tıklayın

 

Kabataş adını taşıyan yeni bir okulumuz var

Kabataşlı olan ve bu camiayla ilişkisini sürdüren hemen hemen herkesin tanıdığı bir isim Nusret Selen. Hala ilk günkü gibi heyecanla Kabataş ve Kabataşlılar için çalışmaya devam ediyor. Çalışmalarıyla bizlere örnek olan ve yönlendirmeleriyle, öğütleriyle daima yol gösterici olan Nusret Ağabey ile heyecan verici bir gelişmeyi, Vakfımızın çabasıyla yeniden varedilen bir okulu, Kabataş adını taşıyan yeni bir okulu sizlere tanıtıyoruz: Kocasırt Kabataş Eğitim Vakfı İlköğretim Okulu.

1945 yılında İstanbul'da doğan Nusret Selen, sırasıyla Şair Nedim İlkokulu, Gazi Osman Paşa Ortaokulu ve Kabataş Erkek Lisesi'nden mezun oldu (1962). Tüm üniversitelerin ayrı ayrı yaptığı sınavlar sonucunda öğrenci aldıkları yıllarda çeşitli fakültelerin sınavlarına giren Nusret Selen, İstanbul Hukuk ve İktisat Fakülteleri, İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi ve ODTÜ sınavlarını kazanır. Ancak bunlardan İstanbul Hukuk Fakültesi'ni tercih eder.

Babam, “seni Ankara'ya gönderemem” dedi. İstanbul'da akrabalarımız vardı, onların yanında kalmak zorundaydım ilk başlarda. Babamla konuşurken bir Musevi bu konuşmaya tanık oldu. “Oğlum” dedi, “babanın parası var mı?” Yok. “O zaman iktisada, akademiye gitme, çünkü buralardan çıkınca yarın memur olacaksın özel veya devlet sektöründe. İş kuramıyorsun, sermayen yok. Ama hukuka gidersen iktisattan sonra gireceğin bankaya da girebilirsin, devlette memur da olabilirsin. Yanı sıra çok şey var, yelpaze geniş. Hukuku seç” dedi. Bununla yetinmedim. O yıllarda çok sevdiğim bir yazar vardı, Çetin Altan. Milliyet'e gittim, beni sevgiyle karşıladı. Tanışıklığımız yok, sadece okuruyum. O da bana hukuku tavsiye etti. Ben de gittim, kaydoldum.

968'li yıllardaki gençlik eylemleri içinde üniversite öğrenciliği yaşayan Nusret Selen'in Hukuk Fakültesi'ni bitirmesi 10 yılı bulur. Okul sonrası avukatlık stajından sonra askere gider ve yedek subaylığını askeri hakim olarak tamamlar.

“Teskereden sonra avukatlığa başladım ama 1982 yılında fiilen avukatlığı bıraktım. Eczacı olan rahmetli babamın birtakım ürün formülleri vardı, ben de zaten doğduğumdan beri bir eczane içinde büyümüştüm. Bunlar dermatolojik ürünlerdi. Bu ürünleri fason ürettirmeye ve dermatologlara tanıtarak Türkiye çapında dağıtmaya başladım. Halen dermatoloji alanına hitap eden 3 şampuanım var. Bu yıl 4 yeni ürün daha çıkartarak 7 ürünle herhalde ömrümün geri kalan kısmını tamamlayacağım.”

Üniversite ve sonrasındaki koşuşturmaca ve iş hayatı nedeniyle Kabataş'tan uzaklaşan Nusret Selen'in Kabataş'la tekrar buluşması ilginç bir rastlantıya dayanır:

“Bir gün markette dönem arkadaşım, TRT'de spiker olarak görev yapan Dr. Atilla Sarıkayalı ile arabalarımız tokuştu. O çok hoş bir tesadüftü. "Ya sen yoksun nerdesin? Kabataşlılar Derneği kuruldu başkan da Erdal oldu"dedi. "Hangi Erdal?" dedim. "Bizim Adanalı Erdal" dedi. "O çok temiz giyinen, ayakkabıları hep pırıl pırıl Erdal mı." "Evet O" dedi. Telefonunu verdi bana, Erdal'ı aradım. Sesinden tam net çıkardım onu. Kendisine; "Erdal, sen o çok iyi giyinen son sınıfta mümessilken, sınıfın değil, bütün okulun mümessili gibi davranan, kucaklayan, lider vasıflı bir Kabataşlı vardı, o sen misin?" "Evet, benim. Sen de o çok koşan, hep terli, sivilceli bir tip vardı, o da sen misin?" dedi. "Evet benim." dedim. Hemen bana adresini verdi. Telefonu kapatır kapatmaz iş yerine koştum Erdal'ın. Güzel bir kucaklaşma oldu aramızda. O sırada Ortaköy'deki Kabataşlılar Evimiz inşa oluyor. Derken, Kabataşlılar Evi açıldı. O gün kapıda durdum, her Kabataşlı'ya bir rozet sattım. Rozet, benim çok önem verdiğim bir konudur. Her Kabataşlı'nın, bir değil mutlaka birkaç tane rozeti ceketlerinde bulunmalıdır. Çünkü bağlantı bu sayede oluşabiliyor. Çok sayıda mezunumuz var. Kurumsallaşmamız çok yeni. Birbirimizi tanımamız, toparlanmamız çok yeni. Her Kabataşlı rozet takmalı, bu konuyu tekrar vurgulamak isterim. Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü'nde sevgili Nurcan Bora ile Eskrim Teknik Komitesi'nde beraberce çalışırken, Nurcan bir eksikten bahsetmişti, küçük rozeti yoktu Kabataş camiasının. Ve yönetim kuruluna bu teklifi getirdim. Memnuniyetle karşılandı ve küçük rozet de üretilmeye başladı. Bugün tüm bültenlerde "Kabataşlı Rozetini Tak" yazar, slogan olarak.”

Kabataşlılar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olarak çalışmalara devam eden Nusret Selen, Erdal Dumanlı'dan sonra Derneğin başkanı oldu. Faaliyetleri ile kurumsallaşma çalışmalarına eğildi.

“Kabataş Erkek Lisesi diğer okullardan çok daha köklü, Anadolu ile de bütünleşen, mezunları Türkiye'nin dört bir yanına dağılmış bir okuldur. Kabataş'ı bir ağaca benzetirsek köklerimiz çok derindir Türkiye'de. Şimdi bu kökü uyandırdık. Kurumsallaşmayı bir taş duvara benzetiyorum ve Kabataş'ın kurumsallaşması ve gelişmesi için çalışan tüm Kabataşlılar'ı da birer taş ustasına benzetiyorum. Kimi usta, kimi de çırak ama hepsi aynı amaca yönelik çalışmalarda bulunan Kabataşlılar. Şimdi biz duvar inşa edi- yoruz. Duvarımız yavaş yavaş yükseliyor. Taşları birleştirirken kullandığımız harcın içine hoşgörü, sevgi, tole-rans, vefa gibi unsurları da bolca eklersek o zaman ortaya çıkacak olan Kabataş duvarının statiği çok daha sağlam olacaktır.

Bugün artık Kabataş adını taşıyan bir okulumuz daha var: Kocasırt Kabataş Eğitim Vakfı İlköğretim Okulu. Mardin'in Ömerli İlçesi'ne bağlı Kocasırt Köyü'nde. Vakfımız tarafından onarımı gerçekleştirilen ve araç gereçlerle donatılan bu okulun hikayesi ise şöyle:

Geçtiğimiz yıl Nisan ayında vakfımızın Y.K. toplantısını yapıyoruz. Başkan Batman'da imiş. Yönetim kuruluna başkan vekilimiz sevgili Erol Demirdöven başkanlık ediyor. Derken başkanımız içeri girdi. "Çok heyecanlıyım, çok mutlu bir olaydan geliyorum. Size bunu aktarmak isterim" dedi. Batman'a bağlı Hasankeyf ilçesinde bir okula bilgisayar gerekiyormuş. Büyük de bir okul. Erdal da kişisel girişimleriyle Philips'ten 15 tane bilgisayar temin etmiş. Philips Elektronik'in genel müdürü, aynı firmada çalışan Erdal'ın kızı ve eşi hep beraber giderler Hasankeyf'teki bu okula 15 bilgisayarı hediye ederler. Bu bağış töreninde Mardin Valisi de oradaymış. Demiş ki: "Bu okul ne ki, size ben başka bir yer göstereceğim." Ve onları alıp Mardin'in Ömerli ilçesi sınırları içerisinde Kocasırt köyüne götürmüş. Köyde teröristlerin yakıp yıktığı okulu gören bizimkiler çok üzülmüş, duygulanmışlar. Sohbet sırasında bu okulun onarımı için 25 milyar liraya ihtiyaç olduğu söylenmiş. Erdal vakıfta bu konuyu açtı. Tabii hepimiz için bir ilkti. Biz bugüne kadar Kabataş dışında bir okula yardım hiç düşünmüyorduk. Sadece Kabataş'a katkıda bulunmaya koşullanmıştık. Dedi ki: "Yalnız bir şartım var, açık konuşun, oy birliği istiyorum. İçinizden bir tanesi buna muhalifse bu işlemi durduracağız" Oy birliği hemen sağlandı ve Mardin Valiliği emrine 25 milyar lira gönderildi.

Haziran'ın başında Adana'da Dermatoloji Kongresi'ne katılmıştım. Oradan Mardin'e geçtim. Gece vakti Midyat'a vardım. Midyat'ta Metin Sözen Ağabeyimizin restore ettiği Çekül Kültür Evi'nde kaldık gece eşimle birlikte. Harika bir mini saray, terkedilmiş bir Süryani konağı. Ertesi sabah Ömerli ilçesi Milli Eğitim Müdürü sevgili Selahattin Cilasın'ın makamında müteahhitle ve Tekin öğretmenle buluşup, köye gittik. Okulun eski halinin önce fotoğraflarını çektim, sonra çocuklarla sohbet ettim, çok hevesliydiler. Yaz geçti, ekim ayında Erdal Dumanlı, Erol Demirdöven, İsmail Özsürücü ve ben Mardin Kocasırt'a gitmek üzere yola çıktık. Bir sabah erkenden uçağa binerek Diyarbakır'a geçtik. Oradan araba kiralayarak Mardin'e. Bu harcamaların tamamını cebimizden yapıyoruz.

Kocasırt'a vardık. Allahım bu ne güzel manzara. O benim 3-4 ay önce gördüğüm okul tanınmaz hale gelmiş. Büyük fark var. İçerisi çok güzel. Yedek subay bir öğretmen var. 9 kız 8 erkek öğrenci var. 8 öğrencimiz 5-6 km. ilerideki bir mezradan yürüyerek gidip geliyorlar. Okulun demirbaş bir köpeği var. O köpek çocuklara eşlik ediyor, götürüyor, getiriyor. Güzel bir okul ama çocukların çamaşırı, defteri, kalemi yok.

Uçakta dönerken kafamda bir şey netleşti. Geldim, bilgisayarımdan iki fotoğraf seçtim. Biri eski duvarda "biji apo" yazısının olduğu, diğerinde yeni duvarda "Atatürk Köşesi". Bunları dosya eki olarak koydum. Bu çağrıya lütfen duyarsız kalmayın başlığıyla portföyümde içinde Kabataş Grupları da olan 1614 adrese okulu, durumu anlatan ve sonuna da okul öğretmenimiz Metehan Erdoğan'ın bana ilk gönderdiği e-postada "Ağabey memur maaşımdan defter kalem alıyorum", mesajını da ekleyerek gönderdim. İlk telefon Kabataşlılardan geldi: Sevgili Ömer Bayrak ve sevgili Nabi Cücük. Çocuklara ayakkabı Nabi'den, çamaşırlar Ömer'den. Öyle hoşuma gitti ki, onların o ilk hareketi başlatmaları. Ve yardımlar her yerden çoğaldı. Okula 65 büyük koli gönderdim. Bugün Kocasırt'ta, ülkemizin herhangi bir lüks yerindeki ilkokulda ne varsa hepsi var. Şu anda okulumuzda tepegöz, mikroskop var, renklerimizi taşıyan flama dalgalanıyor, o okulda adeta yok, yok…

Bugün Kocasırt Kabataş İlkokulu'nun iki telefonu, üç bilgisayarı, interneti, birkaç e-mail'i var, web kamerası var. Gerek vakıftan gerekse işyerimde internet üzerinden çocuklarla görüşüyoruz. Bugün hayırlı bir kampanya başlatan Milliyet Gazetesi'nden gücümüz oranında tam 1 yıl öndeyiz. Köye okul yapıp, öğretmen gönderebilirsen, cumhuriyet sağlıklı yaşar. Bu sayede imam, tek yetkili olmaz. Öğretmen, bayrak demektir, 29 Ekim demektir.

Bu arada yeni müdürümüzden Kabataş'ı ilgilendiren iki konuda istemim oldu. Kendilerine yazılı olarak da ilettim. Memnuniyetle karşıladı, dilerim gerçekleşir.

İki dileğim var. Bir tanesi Galip Baba ile ilgili. Galip Vardar isimli tarih öğretmenimizin konumu ben de dahil birçok nesil Kabataşlı tarafından bilinmiyordu. Ben 959 yılında Kabataş'a girdiğimde ağabeylerimiz: "Geçen sene burada 10 Kasım günü bir öğretmenimiz vardı, öğrenci karşısında heyecanlandı ve enfarktüsten öldü." dediler. Bilgi bu kadar. Evet çok uzun yıllar öğretmenlik yapmış, öğrenci kendisine "Baba" unvanını vermiş. Öğrenci milleti kolay kolay kimseye "Baba" demez. Bir eksik gedik bulur ve oradan yapıştırır. 70'li yıllarda Galip Baba'nın Kuvay-ı Milliyeci kimliği Hürriyet Gazetesi'nde tefrika edilmiş. Ve benim de tarih öğretmenim Samih Nafiz Tansu, bu bilgiler üzerine "İki Devrin Perde Arkası" adlı bir kitap yazmış Galip Baba hakkında. Samim Kocagöz, "Kalpaklılar" diye bir roman yazmış. O yıllarda Galip Baba sağ olduğu için Talip Bey adını vererek yazmış romanı. Bu roman filme çekilmiş. Eşref Kolçak Galip Baba'yı oynamış. Bu bilgilere çok sonradan, 3-4 sene önce Hıfzı Topuz'un Çamlıca'nın Üç Gülü isimli kitabını okuduğumda ve de diğer çalışmalarımla ulaştım. Kitapta Galip Babamızın da fotoğrafı var. Bugün o fotoğrafın aynısını Kabataşlılar Derneği'nin duvarında görebilirsiniz. Daha sonra detaylı bir çalışma yaptım. Hızı Topuz'a gittim, oradan Galip Baba'nın gelinine ulaştım. Tek oğlu ölmüş 89'da, bir de torunu var. Aile bana hatıra sandığını açtı. Orada Galip Baba'nın İstiklal Madalyası'nı ve Beratı'nı buldum. O madalya ve yeni Türkçe yazımıyla da berat okul müzemizin duvarında asılıdır. Dönemin Kabataşlılar Derneği Başkanı sevgili Taner Kıral, çok büyük bir hassasiyetle konuya el koydu. Dernek olarak Galip Baba'nın büstü yapıldı ve kıymetli arkadaşı merhum Behçet Necatigil öğretmenimizin büstünün yanına dikildi, yine beraberler. Ayrıca dernek yönetim kurulu üyesi Sevgili Murat, benim derlememi 5 bin tane bastırdı ve dağıtıldı, bugünlerde yeniden basılacakmış.

Şimdi benim sevgili müdürümüzden dileğim odur ki, kendisi aynı zamanda tarih öğretmenidir. Tarih öğretmenleri Kabataş'taki öğrencilere Galip Baba'nın da geçmişini anlatırlarsa, Kabataş mezunları bundan sonra bir Kuvay-ı Milliyeci'nin bu okulda öğretmen olduğunun bilinciyle, gururuyla mezun olurlar.

İkinci dileğim, bugün artık Kabataş adını taşıyan bir okulumuz daha var. Biz bugün varız, yarın yokuz. Ama Kabataş Erkek Lisesi daima gelişerek yaşayacak olan bir kurumdur. Dolayısıyla okul müdürü ve öğretmenlerimiz artık Kocasırt Kabataş İlköğretim okuluyla da bir bağlantı kurmalıdırlar, diye bir özlemim var. Oraya da sahip çıkılmalıdır. Örneğin, Kocasırt Kabataş okulunda bir resim çalışması yapılmalı, Kabataş Lisemin resim öğretmeni onları almalı, değerlendirmeli, tekrar okula göndermeli ve onları yönlendirmeli. Şu kişi şöyle yapsın, bu kişi böyle yapsın diye. Edebiyat öğretmenim bir kompozisyon yarışması açmalı, sonra değerlendirilmeli. Bina onardık iş bitti denilmemeli. Bina çok şey ama, her şey değil. O çocuklar da Kabataşlı.

Biz çocukların eline kalem, defter, resim fırçası veremi-yorsak başkaları silah verebiliyor…

Nusret Selen'in başka önerileri de var:

Derneğimiz bültenden sonra güzel bir dergi de çıkarmaya başladı, emeği geçenleri kutlarım. Artık bundan sonraki sayılarda Kabataş kavramının bugünlere gelmesinde uzun süreli gönül ve emek veren arkadaşlarımıza da yer verilmeli, diye düşünüyorum.

Kabataş adını taşıyan tüm dernekler ve vakfın üyeleri, yani kurumsallaşma için çalışan tüm Kabataşlılar çok değerli, saygılı, sevgili ve namuslu insanlardır. Buna vicdanen inanıyorum. Bunlardan biri olan sevgili Erdal Dumanlı, yapısıyla, varlığıyla ve Kabataş sevgisiyle bugün bana göre Kabataş'ın en büyük başkanlarındandır. Buradan tüm Kabataşlılar'a bir öneride bulunmak istiyorum, yeni yapılacak kültür binasının ismi "Erdal Dumanlı" binası olmalıdır. Birçok değerli büyüğümüzün ismi var, hepsinin hizmetleri var, hiçbiri yadsınamaz. Objektif bir değerlendirmeyle, bugüne kadar gelmiş geçmiş Kabataşlılar arasında en uzun soluklu hizmet verenlerden biri de Erdal Dumanlı'dır. O halde onun adını orada yaşatmak her Kabataşlının vefa borcu olmalıdır bence.

Sevgili Kabataşlılar; birbirimize, gönül gözü ile bakmaya devam edelim…

İçindekilere dönmek için tıklayın