Derneğimiz              
 
 

KABATAŞ DERGİSİ - SAYI 5

İçindekilere dönmek için tıklayın

 

 

Hocaların Hocası
Oktay Tuncer

Kabataş Erkek Lisesi mezunu değil belki; ama O bir Kabataşlı. Nasıl olmasın ki? Kırk yıllık öğretmenlik hayatının 27 yılını Kabataş Erkek Lisesi'ne veren bir insan. Ve yetiştirdiği binlerce Kabataşlı. Kendisinden ders alsın veya almasın bir çok Kabataşlı tanır Oktay Hoca'yı. Tanır, bilir, sever ve saygı duyar. Tesadüf değildir O'nun bu kadar sevilmesi. Hiç değişmeyen çizgisiyle lise hayatımızda, yetişme çağındaki biz gençlere edebiyatın yanı sıra

hayatta duruşumuzu belirleyen nitelikleri borçlu olduğumuz bir insan. Biz Oktay Hoca'dan hayatı öğrendik. Hocamızla hayatını ve Kabataş'ı konuştuk.

Özgeçmişinizle başlayabilir miyiz Hocam?

1936 İstanbul doğumluyum. 5 Temmuz'da doğmuşum ama nüfusta 2 Ekim yazar. Yani oradan bir kârım var. İlkokul için beni Yeni Nesil diye bir okula götürdüler. Enteresandır, yuva kısmı da var okulun beni yuvaya vermek niyetiyle annem götürdü okula. Orada bana küçük bir sınav yaptılar. 6 yaşındayım. Konuşmaların sonunda Müdür beni 1.sınıfa aldı. 5 sene orada okuduk.

Hangi semtteydi eviniz?

Çemberlitaş, Peykhane Sk.No.23. Biz sattık, alan kişi yıktı. Ben o yıkılma olayını, karşısındaki muhallebicide oturarak seyrettim. Çünkü bana ait olan bir hatıra dizisi benimle beraber kapandı. İlkokulu bitirdim. Bizim ailenin bütün erkekleri İstanbul Erkek Lisesi'ndendir. Bütün kızları da İstanbul Kız Lisesi'ndendir. Beni aldılar, İstanbul Erkek Lisesi'ne kayıt ettirdiler. 12 senelikti o zaman lise, liseyi bitirdik. Güzel dostlarım oldu, mükemmel hocalarda okuduk. Ardından üniversite; Türk Dili ve Edebiyatı.

Neydi sizi edebiyata yönlendiren hocam?

Bir merak vardı bende onu biliyorum. Fa-kat babam beni Tekstil Mühendisi yapmak için Almanya'ya gönderecek. Ben Almanya için babamın hazırladığı evraklara kızıyorum, söyleniyorum;ama imza da ediyorum. Ben hep direniyorum. Babam aç kalacaksın diyor, ben aç kalayım ama öğretmen olayım diyorum. Sonunda babamı ikna ettim ben, nasıl oldu bilmiyorum. Babam evrakları kaldırdı masasına vurdu, "Ne istersen yap, aç mı kalacaksın, ne kalacaksın..." dedi. Biz gittik İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü öğrencisi olduk. Orayı bitirdik, üniversitedeki hocalarımızla dostluğumuz çok iyiydi. Fahir İz vardı yakında öldü. Mehmet Kaplan vardı nikah şahidim. Ahmet Hamdi Tanpınar vardı. Bunlar hep bizim yetiştiğimiz adamlar. Reşit Rahmeti Arat vardı, dil bilgisinde usta. Dünyanın sayılı profesörlerinden. Bunların hepsinin hocalığını biz yaşadık. 1961'de okul bitti, askere gittim 2 sene. Askerden sonra 1963-64 Kırklareli. Evliyim, karım hamile burada doğum oldu, ilk çocuğum kız. Çocuk doğdu, evi kiraladık, doğru Kırklareli.

Tülin Hanım ile tanışıklığınız nereden?

Özel öğrencimdi. Ben üniversitede öğrenciyken, Tülin'in lisede bazı problemleri var. Benim de bir arkadaşım var İktisat mezunu, Ayhan. Onun bir patronu var Vecihi Bey. Kızına ders aldıracak. Bunun aklına ben geliyorum. Görüştük, öyle başladık. İyi bir dönem. Sonra değiştirdik düşüncemizi. Askerdeyken 1963'te evlendik, 1964'te kızımız Özlem dünyaya geldi. Daha sonra da iki oğlumuz oldu. 42 yılı devirdik.

Kırklareli ve sonrasında neler oldu?

Kırklareli'de mükemmel günler geçirdik. Matematik öğretmeni Aysun İşcan, tarih öğretmeni onun kocası Burhan İşcan, Felsefe öğretmeni Nuran Direk, edebiyat öğretmeni Oktay Tuncer... Öyle güzel bir kadroyuz ki orada, ağırlığımızı koyduk. Aldığımız çocuklar da mükemmel yetişiyorlar. Çok güzel zaman geçirdik.

Kaç yıl orada kaldınız?

Altı yıl. Güzel bir zaman. Ama İstanbul'a da müracaat ettik. Çocuğum var, kızım büyüyor. İstanbul'da okursa tercih ederim. Bugünkü kafam olsaydı, kalır mıydım o da şüpheli. O zaman otobüsler 4 - 5 saatte gidiyorlar İstanbul Kırklareli arasını. Ben ilk başta yalnız gittiğim zaman, cumartesi de ders yapardık, cumartesi biniyorum vasıtaya, bu tarafa geliyorum, 1,5 gün kalıyorum, Pazar akşam otobüse biniyorum, Kırklareli. İstanbul'a tayin istediğim zaman çok ilginç bir şey oldu. Bana Edirne Lisesi Müdürlüğü teklif edildi. Sağa, sola sordum, dediler ki mükemmel, muazzam bir okul, yatılı, imkanları müthiş. Nasıl oldu bu teklif sana.

Ben Ankara'ya gittim, teklife hayır demek için. Bize millet böyle bir teklif için günlerce gelir, siz nasıl bu teklifi reddedersiniz dediler. Ben İstanbul'u istiyorum, beni Edirne'ye gönderiyorsunuz dedim.

İstanbul'da özellikle bir yeri tercih etmiş miydiniz?

Tercih edilmez. İstanbul'a depo tayini yapılır. Burada Milli Eğitim'e gidersiniz, el oğuşturup, beklersiniz. Ben Kırklareli'nden İstanbul'a bu şartlarda gelemeyeceğimi anladım, tutturuyorlar Edirne Lisesi müdürlüğünü, ben kalacağım Kırklareli'nde dedim. Bir daha müracaat, bir daha sıraya gireceğim. Altı sene sonra yine herhalde İstanbul gelir. Arkadan benim yaptığım görüşmelerden sonra, sicilimi de istetmişler. Bir bakıyorlar adam iyi, müdürlük de istemiyor. İstanbul'a tayin oldum. İstanbul'a geldik, ev tutuldu. Babamın katlarından biri boş, gel otur dedi. Hayatımın geri kalan kısmı İstanbul'da çok iyi geçti.

Neden Kabataş'ı istemiştiniz?

1969'da ben İstanbul'dayım. Milli Eğitim Müdürü'ne gittim. Müdür kulağının kenarıyla, "Öyle Kabataş'ı, bilmem nereyi istiyorum olmaz, biz sana nereyi verirsek oraya gidersin." dedi. İstanbul Erkek Lisesi'ni istemek var bir mezun olduğum, bir de Kabataş'ı istemek var. Sevmişim Kabataş'ı nedense bilmiyorum ki. Bir de Felsefe öğretmenim var benim, Keyzi İdalı. Paris mezunu, mükemmel bir kadın. Ona gittim sordum. Ben nerede öğretmen olayım? İstanbul Erkek Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi? "Kabataş Erkek Lisesi" dedi. "Niye?" dedim. "İstanbul Erkek Lisesi şimdi yabancı dille eğitim yapan bir kolej durumunda oldu, gelen öğrenciler belli. Kabataş Erkek Lisesi'nde sen Anadolu'nun hocası olacaksın." Mükemmel. Kafamız yattı. Ertesi gün tekrar gittim Milli Eğitim'e. Ne yapacağım, çaresizim. Dediler ki; "Sizi bekleyen bir bey var." "Kim?" "Tayin için gelmiş İstanbul'a, görev yapacak, bu arada sizi görmek istiyor." Ben tanımam ki bu adamı. Görüştük. Ankara'dan buraya gelirken diyorlar ki bak; orada bir adam var, adı Oktay Tuncer, müdürlük verdik reddetti, İstanbul'da istediği yere getir bunu o kişi başmüfettiş. Ben konuşmayı yaptım, Kabataş Erkek Lisesi dedim. Oradan Kabataş Erkek Lisesi'ne geldik. Müdür, Adnan Dinçer, dünyanın en güzel müdürü, 1969-70 öğretim yılı. Adnan Bey ile mükemmel bir hayat başladı.

Okulun yapısı nasıldı o zaman hocam?

Çok güzeldi. Benim güzellik anlayışım da tuhaf. Bugün çok küçük sınıflar var. Bugün okulun mevcudu 850 kişi. Benim zamanımda 2.500 kişi. Sınıflar çok kalabalıktı.

Hiç tedirginlik duymadınız mı Kırklareli'nde küçük bir okuldan, İstanbul'a Kabataş Erkek Lisesi gibi bir okula gelirken?

Hiçbir zaman tedirgin olmadım. O da benim halim herhalde. Öğretmenler odasına girdim ilk defa Kabataş'ta, Kırklareli'nden gelmişim, geçtim baş köşedeki bir yere oturdum. Hep kapının oradaki iskemlelere oturuyorlar yeni gelenler, yıllar geçtikçe oraya çıkılırmış, ben doğrudan oraya gittim ve yerim orasıdır benim, sonuna kadar da orada kaldı.

Kabataş'taki ilk dersinizi hatırlıyor musunuz hocam?

Kabataş'a gelen hocaları ilk gün bir öğretmen kapıya kadar götürür, içeriye sokarmış. Ben tek başıma gittim. Gençtir, yenidir, alışsın diye herhalde. Bana ne teklif ettiler, ne birisi beni aldı götürdü. Ben sınıfımı biliyorum, gittim, açtım, girdim, derse başladım. Mükemmel bir ders oldu, ben de şaşırdım. Ben bir şey olsun diye bekliyorum, bir numara yapabilirler mi? Bir ay sonra öğreniyorum ki, çocuklar benim hakkımda bilgiyi almışlar, Kırklareli'nden gelen adamın ne olduğunu öğrenmişler. Çok iyiydi ve güzel günler başladı.

Öğrenci yapısı nasıldı hocam?

Çok, çok çok iyiydi. Benim en büyük zevkim; Edirneli öğrencim de vardı, Karslı öğrencim de vardı. O kalabalığa rağmen. Edebiyat kağıtlarını okumak, kompozisyon biliyorsun ne zor iştir. Hiç sıkıntı çekmedim, yüksünmedim hiç, keyifle yaptım. O kadar mükemmel çocuklar eğittim ki... Anlatmaya başlarsam zaten o ayrı bir hikayedir.

Bunlar içinde özellikle ayrı yere koyduğunuz birkaç isim var mı, sizin için çok önemli olan?

En önemlisini anlatsam bile o çocuklarla bir müddet sonra ilişkimiz kesiliyor. Kabataş'ta öğretmenlik yaptığım günlerde iki tane çocuk var. Edebiyat şubesinde öğrencim benim ve doğulu bunlar. Sabahları bakıyorum yürüyorlar, nereden geliyorsunuz? Beşiktaş'tan. Nasıl bir yerde kalıyorsunuz? Pek iyi değil. Yatılı olmak ister misiniz? Tabii dediler. Gittim, okul müdürü Nihat bey. Dedim ki; iki çocuk Beşiktaş'ta bir evde kalıyorlar, bu çocukları bu okula yatılı alalım. İkisi de yatılı oldular, ikisi de bitirdiler. Şimdi bunları unutamam. Onlara anlattırırsanız, onlar kim bilir neler anlatacaklardır. Çok küçük anlatıyorum, bunun fazlasını anlatmayı sevmiyorum.

Onlar sizi her ortamda anlatıyorlar zaten hocam.

O öyle oluyor biliyorum. Zaten öğrencilerimin belki de en iyi tarafları bu. Benim mücadele ettiğim öğrenci yok. Sevmeyen öğrenci vardır, olabilir.

Mücadele ettiğiniz şu anlamda yoktur, size karşı direnememişlerdir hocam, o yüzden mücadele doğmamıştır.

Onu da tam bilmiyorum ama öğrenci bana verilmiş bir emanet. Ben o çocuğu en iyi şekilde yetiştireceğim. Nasıl yetiştirirsiniz? Canım işte çocuğun durumuna bağlı. Kimisi çok akıllı oluyor. Kimisi olmuyor. Kimisi isyankar oluyor. Şükrediyorum, Tanrı bana öğretmenlik mesleğinde hiçbir umutsuzluk, hiçbir yılgınlık bırakmadı. Her şeyde yardımcım Allah'tı. O benim dualarımı kabul ediyordu. İstediğim de belli. Kendim için hiçbir şey istemiyorum. O çocuk adam olsun. O bakımdan çok memnunum. Sonra mesela ben Kırklareli'nde karma bir sınıfta öğretmendim. Kabataş'a geldim, hep erkek.

Kırklareli'nde karma eğitim, Kabataş ise Erkek Lisesi. Kıyaslarsanız hocam, hem sizin için, hem öğrenciler için farkları neler?

Bizim okulda bir karma deneyimi oldu, her sınıfa bir kız verdiler. Bir senenin sonunda bitirdiler işi. Yapamadılar, yürümedi bu iş. Arkadan okul devreye girdi, her sınıfta bir yığın öğrenci kız ve erkek. Ve ben onların ilk hocalarıydım. Mükemmel. Karma olması çok iyi. Çünkü ilk okulda karma, orta okulda da karma olabiliyorlar. Lisede Kabataş'ta 3 sene ayrı olmak, mümkün değil. Sonra üniversiteye gidiyor. Pek beceremiyorlar. Zorluklar başlıyor üniversitede. Yanımızda Galatasaray var. Eziyet. Şimdi problemimiz yok artık. Mükemmel çocuklar yetiştirdim. İlk karma olduğu senelerde hoca olmamım güzelliği var, sonra biraz bozuldu. Anadolu Lisesi olana kadar sıkıntıları oldu.

Derslerinizde müfredat bir yanda, hocalığınız bir yanda oldu hep. Belki bu yüzden dersleriniz ve siz çok sevildiniz. Sadece dersi değil, hayatı da öğrettiniz.

Müfredat bir yana, ders bir yana.... Ben müfredatı uygulayan bir hocayım. Ben çocuğun boğularak ders yapmasını istemedim. Sen iyisin oradan biliyorsun. Yaşayanlar da olmuştur, Allah kahretsin demişlerdir belki. Ama herkesin seveceği bir eğitimi yapmak da pek kolay olmuyor.

Ben Terakki Lisesi'nde 24 yıl hocalık yaptım. Bu 24 yılın, 19 yılı ücretli, burada kadroluyum, orada ücretliyim, 5 yılı da kadrolu. Buradan emekli oldum, 1996 yılında, oraya gittim dediler ki görüşeceğiz. Görüştük, 5 yıl da kadrolu çalıştım. 5 yıl içersinde benim sınıflarımda yine problem olmadı. Öğrenci öğrenci, ben öğretmen. Hatta benim bir damar tıkanıklığı geçirme olayım var, Terakki'de bir sınıfta oldu o. Sonra ambulans geldi. Cerrahpaşa'ya nakledildim. Doktorum Prof.Naci Karaağaç. Öğrencim o da. 10 gün yaşadığım hayatı karım biliyor. Öyle böyle değil, bir damar tıkanıklığının getirdiği bir iş. Evde 20 gün daha istirahat, toplam 1 ay. O büyük bir hadise. Ölümden döndüm herhalde, ben öyle zannediyorum.

27 yıl Kabataş'ta öğretmenlik yaptınız. Bildiğimiz kadarıyla bir dönem bir aralık var. Neydi buna sebep?

Dünyanın en güzel aralığı. Şimdi tabii ölen var bunların içinde, yaşayan var. Bana sorarsanız olayın içindeler, onlara sorarsanız valla haberleri yok. Resen emeklilik olayı çıktı. Sene 1980-81. Sömestr tatili bitti okula geldik. İkinci dönemin 1. günü; karakoldan beni çağırdılar, gittim. Baş komiser evrakı sundu: Resen emekli. Hiç unutmuyorum, karakolda bana evrakı verdiler, imzaladım. Dediler ki; "Okul müdürünün bize telefonla bildirdiğine göre, okulda çok sevilen bir hocaymışsınız, dönmeyin artık okula." "Yok öyle şey döneceğim." dedim. Oradan ben okula dönüyorum, müdür yok; Azmi Güler. Derse giriyorum, daha kimsenin haberi yok; karımın, çocuklarımın. Çocuklara ertesi gün için ders veriyorum. Bitiriyorum her şeyi, çantamı alıyorum, okuldan çıkıyorum; müdür yine yok. Ne demek resen, ben kendi isteğimle değil, bakanlık isteğiyle emekli oluyorum. Dediler ki emekliliği kabul etme, tamam. Kabataş'ta hocalık bitti. Terakki'de hocasın sen, oradaki hocalık devam edecek. Özel öğrencilerim var benim. Ne kadar çoğaldılar Yarabbim. Ankara'ya müracaat ettik. İstanbul'da yapılan bütün işler, aldığım bütün takdirnameler, bütün fotokopiler alındı. Hepsi Ankara'ya 1,5 sayfalık da bir dilekçe. Beni resen emekli ediyorsunuz ama ben yarın çocuklarıma ne anlatacağım. Bir şey söyleyin. Ben buydum, bunun için yaptılar diyeyim. Ankara'da başlamış faaliyet. 4,5 ay sonra tekrar Kabataş Erkek Lisesi edebi-yat öğretmenliğine dönüyorum. Üç imzalı bir kararname ile. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Başbakan Bülent Ulusu, Milli Eğitim Bakanı Hasan Sağlam.

Sebebini bulamadınız mı hocam?

Sebebini Ankara da bulamıyor. Kimin yaptığıyla ilgili rivayetler var. Kenan Evren imzalıyor benim dönüşümü, diyor ki bu evrakın müsebbibi kimse onu bulup bana getirin. Ne yazık ki onu sivil personel yapmamış. Aldım ben kararnameyi, gittim müdürün odasına. Elimi sıktı, benim bu işlerle hiç ilgim yok dedi. Bir soru soracağım dedim. "Benim, kağıdı karakoldan almaya gidip, döndüğümde neden okulda yoktunuz?". Çok önemli soru. Cevap veremedi.

Hocalığınızın dışında kişiliğiniz ayrı bir yer tutuyor hocam. Şiir yazıyorsunuz, kitaplarınız var.

1955'den bu yana, 4 - 5 sene evveline kadar şiir yayımlıyorum Varlık'ta, Türk Dili'nde, Adam'da, Gösteri'de. 4 - 5 sene evvel hastalandıktan sonra ben, şiir tarafım durdu benim, yok yazamıyorum. Ama yazmayı da istemiyorum.

İlk ne zaman başladınız şiire hocam? Gelişimi nasıl oldu?

1953-54 seneleri. Şiir yazan bir gruptuk. Kemal Özer, Adnan Özyalçıner, Konur Ertok benim arkadaşlarımdı. Hep beraber bir cümbüşün içindeyiz. Basarlar mı, basmazlar mı, götürdüm Varlık'a. Bu sayıya bunu, öbür sayıya diğerini koyalım dediler.

27 senelik Kabataş hocalığı, toplam 40 yıl hocalık yaptınız. Bir çok hocaya da hocalık yaptınız. Halen aktif görev alıyorlar. Nasıl bir duygu hocam? Hatta bir kısmıyla aynı okullarda da çalıştınız.

Gencebay, o zaman Toktay soyadı. Onuna birlikte öğretmenlik yaptık, Terakki'de. Hatta Terakki'de öğretmen arıyorlar, müracaatları bir göreyim dedim, Serpil. Hemen, geldi birlikte çalıştık. Evli çocuğu var. Öğretmenliğin iyi tarafı bu.

Çok farklı bir tavrınız var diğer hocalara kıyasla. Kimseye kızdığınızı görmedim;ama kızan bir hocadan beter edip oturttuğunuzu çok biliyorum. Bu insanları çok iyi tanımaktan mı kaynaklanıyor?

Ben insanı tanımayı çok önemsiyorum. Benim dostum dediğim, iyi adam dediğim kimsede başka bir tereddüt olmaz, iyidir o. Söylediğim zaman da fazla kapamam, doğrudan söylerim. Meslektaşlarımla yaptığım tartışmalarda da böyle olmuştur. Haklı olduğum bir konudur, kavgamın hiç birisinde benim kişisel bir işim yoktur. Meslekle ilgilidir. Herhalde konuşmasını bilmemin faydası var.

Özellikle bir insandan beklentiniz öğrenci olarak nedir hocam?

Samimi olmasını isterim, tembel de olabilir. Bu laf çok değişik yorumlanıyor. Tembel miydi? Kaç numara alırdı? Bunu bırakın. Zayıf çocuktur ama sene başından beri bilirim gayreti vardır. Kafama koyarım o çocuk geçecek. Kimse bilmez. O çocuk sene sonunda kendi geçtiğini zanneder. Öyle bir imtihan olur, öyle bir işle geçer ki, çalıştım ve geçtim der. Ben verdim notunu, niyet ortada, o çocuğa ne yapayım, yapamıyor.

İstanbul Erkek Lisesi mezunusunuz, yakanızda Kabataş rozeti taşırsınız. Nedir sizi Kabataş'a bağlayan?

Süreyi düşünürseniz, İstanbul Erkek Lisesi'nde benim 7 senelik bir hayatım var. Benim öğretmenlikte geçen sürem 40 sene. Bunun 27'si de burada geçiyor. Ben Kabataşlı oluyorum.

Tüm hocaların lakabı vardı okulda siz lakabınızı biliyor musunuz?

Eğer varsa siz söyleyin ben bilmiyorum. Ben bunu çok araştırdım. Bazı lakaplardan söz ettiler. Şair demişler bir dönem ;ama tutmamış fazla. Eğer varsa da ben öğreneyim keyif olsun.

Yok gerçekten, yok. Olsa muhakkak kulağınıza gelirdi. Herhalde size duyulan saygıdan kimse cesaret edemedi buna.

İçindekilere dönmek için tıklayın