Derneğimiz              
 
 

KABATAŞ DERGİSİ - SAYI 5

İçindekilere dönmek için tıklayın

Kabataşlı olmak bir ayrıcalıktır
American Express'in New York Risk Yönetimi Direktörü Oğuz Özşahin, Kabataş Erkek Lisesi'nde edindiği çalışma tarzı ve hayata bakış açısının kendisini başarılı kıldığını söylüyor.
Bir çok Kabataşlı gibi hayatının her diliminde Kabataşlı olmanın farkını yaşamış biri Oğuz Özşahin. Lise sonrasındaki eğitiminde ve profesyonel iş yaşamında Kabataş'ta aldığı eğitimin, hocalarından ve arkadaş ortamından aldıklarının büyük ve olumlu etkilerini yaşadığını belirtiyor kendisi. Genç ve başarılı bir kariyere sahip Oğuz Özşahin ile Kabataş Erkek Lisesi ve sonrasında Amerika'ya uzanan kariyer gelişimini konuştuk.

 

Özgeçmişinizle sohbetimize başlayalım isterseniz, eğitim ve sonrası neler yaptınız?

1970 İstanbul doğumluyum, Fatih İlkokulu, daha sonra Oruçgazi Orta Okulu'nda okudum, 1984'te övünmek gibi olmasın Kabataş Erkek Lisesi'ne girdim. 1987'de Kabataş Lisesi'ni bitirdikten sonra, Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Makine Mühendisliği, sonra University of Deleware'de Ekonomi mastırı, sonra Texas Tech Üniversitesi Ekonomi Doktorası yaptım. Doktora sırasında 4 yıl değişik ekonomi dersleri verdim. 1999 yılından itibaren Texas eyaleti için Public Utility Commission adlı bir eyalet komisyonunda Ekonomist olarak 1,5 sene çalıştım. Daha sonra American Express şirketinde Arizona'daki risk yönetimi biriminde 2000 yılında göreve başladım. 2002 yılı itibariyle American Express'in New York'daki Risk Management bölümüne geçtim. Halen Risk Yönetimi birimi içinde direktör olarak çalışıyorum.

Toplam olarak American Express'te kaç yıldır çalışıyorsunuz?

4 yılın üzerinde.

Üniversite'de Makine'de okuyup, sonra Ekonomi tercih etmişsiniz. Neden üniversiteden sonra ekonomi okudunuz, makine bölümünü sevmediniz mi? Makine bölümüne girdiniz ;ama ekonomi okuma isteği daha sonra mı oluştu?

Herhalde biraz da Türk insanının kanında var; ekonomi okumak değil de ekonomi hakkında yeterince bilgi edinme isteğiniz oluyor. Ekonomik yapıyı anlamaya çalışarak büyüdük biz. Ben 1992'ye kadar Türkiye'deydim; tabii ekonomik krizler, faizler, borsanın tabana yayılması, ekonomik hacim oranları hakkında bir çok bilgiyi devamlı takip ettik. Ayrıca benim annem ve babam da bankacı… Tabii evde konuşulan konular ister istemez faizlere ne olacak? Merkez Bankası piyasaya dolar sürer mi? Amerika ne yapıyor? Para en iyi şekilde nasıl değerlendirilir? Aslında yüksek lisansa başladığımda konum endüstri mühendisliği idi. Program yapısı itibari ile değişik bölümlerden bir çok sayıda ders almanızı gerektiriyor. Mühendislikten, ekonomiden, istatistikten, iş idaresinden ders alıyorsunuz. Tabii bunların bazıları bana yabancı konulardı;ama ilgimi çekti, bir anda konuyu değiştirip ekonomiye doğru yöneldim. Aslında endüstri mühendisliği mastırı olarak başlayan çalışma, ekonomi mastırı olarak bitti. Ancak doktora için tamamen ilgi alanına bir yoğunlaşma oldu. Artık, buraya kadar geldik, daha da öğrenilecek çok şey var, doktorasını da yapalım gibi başladı.

Kabataş'a dönelim o zaman, burada hayatınız nasıl başladı? Okul yıllarınız, Kabataşlı olmak nasıldı?

Kabataşlı olmaktan her zaman gurur duyarım. Ailem o zamanlar Fatih'de oturuyordu. 1984 yılında girdim Kabataş'a ben. 1987 yılında da mezun oldum. Okul tam gündü ve eve otobüsle dönüyordum. Açıkçası lisede pek öyle parlak bir öğrenci değildim.

Kabataş'a göre parlak olmayan dışarı çıkınca parlak oluyor ama….

Yani sınıfta kalmadım, ikmale de pek kalmazdım. Tüm eğitim hayatım boyunca bir kez lise üçte, Almanca'dan ikmale kaldım. Üniversiteyi kazandığım halde sınavdan sonra ikmale hazırlandım. Onun dışında averaj bir öğrenciydim. Ailemi teşekkür veya takdirnameye hiç alıştırmadım. Averajın hafif üstü diyelim, yatılı değildim, Fatih'de oturuyorduk, her gün gidip geliyordum. Aslında çok şey öğreniyorsunuz o yaşlarda.Yatılı bir erkek li sesinde okumak da çok farklı bir şey. Görmediğiniz yerlerden insanlarla kaynaşıyorsunuz. Anadolu'nun her yerinden arkadaşınız oluyor.Bir de Almanca sınıfı olduğumuz için yurt dışında yaşayan ailelerin çocuklarından arkadaşlarımız da çok oldu. 3 senede onların dengelerini ve yaşamlarını öğrenme imkanımız oldu.

Kabataş'a girmeniz sizin isteğinizle mi oldu yoksa ailenizin yönlendirmesiyle mi?

Ortaokuldaki sınıf arkadaşlarım çevredeki liselere dağılıyorlardı. Kabataş Erkek Lisesi'nin varlığından haberdardım ve orada okumak istiyordum; ama yolun uzak olmasından dolayı ailemin göndermek istemeyeceğini düşündüm. Babam da okulun ne kadar iyi bir okul olduğunu biliyordu. Ben de gönüllü olunca kendimi okulun önünde buldum.

Hayatınızı yönlendiren öğretmenler, onun sayesinde şunu yaptım dediğiniz kişiler var mı?

Matematik öğretmenimiz İsmet Yıldırımtürk. İsmet Bey bize üçüncü sınıfta geldi, sınıf öğretmenimizdi. Sınıf öğretmenliği dersleri dahil Matematik çalıştık. İsmet Bey'in Matematik dışında öğrettiği garip bir şey vardır o da şu; siz çalışın elinizden geleni yapın fazla bir şeyi kurcalamanın manası yok istediğiniz yönde olaylar gelişecektir, seklinde bir bakış açısı. Çok durgun sakin ama çalışkan. İsmet Bey'de benim gördüğüm en önemli özellik oydu ve her seferinde aklıma gelir. O'nun el yazısını unutmazsınız, cevaplarını unutmazsınız çok garip, bir iki kere pilav gününde de gördüm İsmet Bey'i, hiç değişmemişti. En önemli hocam herhalde İsmet Bey'dir.

Bir de Coğrafya hocamız vardı Saniye Esentepe. Saniye Hanım da "Öğrenilecekse tam öğrenilmelidir" fikrini vermişti bizlere. Bu Coğrafya olabilir, Tarih olabilir, önemi yok. Yani bir şekilde sonuna kadar öğrenmelisiniz. Saniye Hanım'ın standartları çok yüksekti. Yıllar sonra Coğrafya konusunda bir şey hatırladığınızda, insanlar nereden hatırladığınızı soruyor. Saniye Hanım'ın öğrettiği şekilde hatırlamanız diğer insanları şaşırtırken, sizi şaşırtan ise diğer insanların neden bunları bilmediği.

Derslerin yanı sıra öğrenme öğretilmiş Kabataş'ta diyebilir miyiz? Öğrenmenin sınırları öğretilmiş galiba.

Bir şeyin sonuna kadar gidilebilme mantığı öğretilmiş.Yani entelektüelliğin sınırları zorlanıyor bir nevi. Ben hem okul takımında basketbol oynadım, hem de okul korosundaydım.

Komik şeyler var mıydı aklınıza gelen?

Komik şeyler… Her gün bir başka anı. Hiçbiri unutulacak gibi değil. Ben dersten de sık atılırdım. Ya çok konuşmaktan ya da haşarılıktan.

Hangi derslerde özellikle?

Almanca, Tarih, Coğrafya, Sosyolojide de atıldım. Fikirlerinizi açıkça söylemenin bazı zararları olabiliyor. Dersten atılırsınız ama atılma sebebiniz karşı çıkışınız değildir, karşı çıkış tarzınızdır. Her halde bana zamanla onu da öğrettiler karşı çıkış tarzımı düzeltmeyi. Ama dışarı çıktığımızda da hocayla tekrar konuşurduk,”Niye böyle yaptın?”derdi. Bu çok iyi bir yaklaşım. Defalarca beni Müdür Muavini odasına gönderirlerdi. Enis Hoca da bana ders sonunu beklerken çay getirtirdi. Coğrafya hocası gelip Enis Hoca'ya kızardı "Hocam biz dersten atıyoruz siz çay ısmarlıyorsunuz" diye. Enis hoca "Yine mi sen geldin, otur." derdi. Bunlar dışında benim derslerim hep iyi oldu, kötü olmadı;ama hiçbir zaman da hiçbir dersten sınıfın en iyisi olmadım. Başka bir okulda olsa bir yıldız öğrenci olabilirdim belki ama Kabataş Erkek Lisesi başka bir okuldur. Bir de şu var; 3 sene boyunca 3 bine yakın erkek birbirinizi devamlı görüyorsunuz ,bir anda üniversiteye gidince ilk hafta hemen bir göz aşinalığı yaratılıyor, bir terslik olursa falan arkadaşımız orada fikri hakim. Dayanışma oluyor, ders notlarını değiştirme imkanı oluyor. Bizim sınıfımızda 5 kişi vardı yanlış hatırlamıyorsam. Hemen bir kaynaşma oluyor, hemen birbirimize bir yaklaşım doğuyor başka liselerden gelen insanlar da vardı, onlarda yoktu öyle şeyler nedense.

Neden?

Neden? Kabataşlı olmak gurur verici geliyor biraz da… Ben staj yapmıştım Otomarsan'da, şimdiki adı Mercedes Benz Türk galiba. Orada 30 kişi staj yapıyordu. 6 tane Kabataşlı vardık, farklı okullardan gelenlere göre hemen orada da bir kaynaşma oldu aramızda. Hatta Kabataşlı mühendisler vardı,onlarla da tanışma imkanımız oldu. İşte birbirini tutmak, birbirine yakın misyonlarla çalışıyor olmak herhalde yakınlaşmayı sağlıyor. Paşabahçe'de staj yaparken de ilk gün stajyerlerle tanışmaya gelen mühendislerden biri, büyük bir rahatlıkla, "Aranızda kaç kişi Kabataşlı" diye sordu. Bakınız, bu soru "Hangi liselerden geliyorsunuz" değil. Kabataşlı olmak bir ayrıcalıktır.

Mezuniyetinizden sonra yaşantınızda Kabataş'ın etkileri neydi ?

Çalışma tarzı. En önemlisi çalışma tarzı. Ne kadar çok çalışılırsa o kadar çok verim alınacak mantığı. Çoğu insan, değişik şeyleri değişik yollardan başarır. Ama bizim okuldan öğrendiğimiz; başarılı olmak için çok çalışmak lazım, şartlarınız ne kadar aksi olursa olsun. Benim öğrendiğim kendi adıma buydu.

Türkiye'nin şu anki durumu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Ben Türkiye'nin çok başarılı olacağına inanıyorum. Benim şu an American Express'te konum kredi üzerine. Bu açıdan bakınca Türkiye'nin çoğu açıdan Avrupa'nın çok ilerisinde olduğunu düşünüyorum. Ülkemizin bir özelliği ise, yeni kurulan şeylerin çabuk yapılanıyor olması. Türkiye yeniliklere çok açık ve çok çabuk adapte olunuyor. Kredi kartları da böyle. İnsanlar çabuk alıştılar kullanmaya. Tabii ki problemler olacak ama tüm dünyanın 50 yılda geldiği noktayı biz 5 yılda yakalayabiliriz.

American Express'in internetten alışveriş yapmak için ürettiği tek kullanımlık kredi kartları kullanıldı mı yurt dışında ?

Evet ama bunun yanında American Express'in çok amaçlı ürünleri de vardır. Alış veriş kartları, Charge kartta American Express dünyada bir liderdir. Ama bunun yanında faizli kartları da var. Her türlü ödeme sistemleri mevcut. Bunun içinde travellers cheques de var, charge card da var. American Express'in Akbank'la uzun zamanlı bir bağlantısı var. Ülkemizde American Express'in çok daha fazla büyüyebileceğine inaniyorum.

Türkiye'nin potansiyeline bakınca yeterli mi?

Bence yeterli değil. Ancak, elinizde yatırım için belli bir miktar imkan var. Dünyanın her yerinde çalışan bir şirket olunca her zaman yön değiştirip büyüme imkanı var. Türkiye'de ne kadar imkan olduğu bilinen bir gerçek. Ben büyüme imkanı olduğuna inanıyorum.

Türkiye ekonomik anlamda çok da büyük bir pazar gibi görünmüyor mu?

Böyle konularda her zaman Türkiye'nin jeopolitik konumu ve coğrafyası önemli etken olacaktır. Bundan kaçamıyor maalesef. Yeri çok enteresan o yüzden zamanla ilginin artacağı kanaatindeyim.Ülkemizin mali kaynaklarındaki büyüme çok büyük ;ancak daha yapılması gereken çok şey var. Özellikle Türk insanının ve ekonomisinin adaptasyonu da göz önüne alınırsa zamanla yabancı sermayenin ilgisinin çok daha artacağı kanaatindeyim. Ben çok ümitliyim.

Türkiye bu ilginin artmasını beklemeli mi yoksa yapmadığı şeyler, yapması gerekenler var mı?

Şaşılacak şey, bazen Türkiye'nin önemsiz konuları uzun zaman tartışması. Bunların sebebini hepimiz biliyoruz. Bilinçli tüketici olmak, sistemin oturması için çok önemli. Kimsenin bunları bize kanunla öğretmesini bekleyemeyiz. Pazar ekonomisini devlet gücüyle empoze etmek yanlışlıktır. Buna rağmen, karamsar değilim, yönümüzün düzgün olduğuna inanıyorum.

Türkiye kırılmalardan çabuk sıyrılabiliyor. Bu, krizlerin çok sık yaşanmasından olabilir mi sizce?

Yaşadığımız öyle krizler var ki 1991, 1994 krizleri özellikle… Bu büyüklükte krizlerden bu çabuklukla çıkılabilmesi olağanüstü. Bu sıra dışı bir özelliği Türkiye'nin. 1990'lı yıllardaki faiz oranlarına ve büyüme yapısına bakarsanız o da sıra dışıdır. Hiç bir ülkeyle karşılaştıramazsınız, nevi şahsına münhasır derler ya... Yapı olarak Türkiye çok farklı. Bu yapıyı yabancı yatırımcının anlaması çok zor. Tabii ki yaşadıklarımızdan bir şeyler öğreniyoruz. Bu arada kredi kartları konusuna gelince: Türkiye, çevresindeki ülkeler arasında bir lider olma yolundadır. Ekonomimizin büyüklüğünden ve son zamanlarda yakaladığımız momentumdan faydalanabiliriz. Türkiye, kredi kartları pazarlama ve risk yönetimi açısından bakıldığında Rusya, Balkanlar ve Ortadoğu ile beraber anılırken lider konumunda olabilir. Benim düşüncem daha büyük bir resme bakmak gerektiği. Sadece Türkiye içinde değil neden daha büyük oynamayalım? Potansiyel mutlaka var da kullanmak lazım.

İş yaşamınızda ki yönetim ilkelerinizi de sormak istiyorum.

En önemlisi karşılıklı güven. Ben, birlikte çalıştığım insanlarla da benim için çalışan insanlarla da, siz yapın bitirince bana haber verin şekline karşıyım. Benim hep yapmaya çalıştığım devamlı konuşalım ve devamlı fikir alış verişinde bulunalım, sonunda mutlaka doğru yolu buluruz. Bir tane doğru cevap yok, bir tane doğru cevap olmamalı. Eğer tek doğru cevap olsaydı çok basit olurdu her şey. Ama en doğruyu birlikte bulabiliriz. Benim yaklaşımım bu. Birlikte çalıştığım konuda istediğim, en az o işi direkt yapan insan kadar bilmektir. En ince detayına kadar. Bilmek durumundayım, bilmemek beni çok huzursuz eder. Bilmediğim şeyleri savunamam yapı olarak. Benim amacım yönetirken bir yandan da öğrenmek. Her şeyi ben yöneteyim derdinde değilim ama önemli kararları bilinçli olarak vermek isterim. Zaman değiştikçe siz de fikrinizi değiştirebilmelisiniz bence. Kimin sözüdür hatırlamıyorum ama 'Sadece aptallar ve yalnızlar fikrini değiştirmez' diye bir laf vardır.

Bundan sonra neler yapmak istiyorsunuz? Hedefleriniz neler? Neden okulda kalmadınız? Akademisyen olmadınız?

Akademisyenlik farklı bir şey, ben dört sene ekonomiye giriş, mikro ekonomi, makro ekonomi ve yönetim ekonomisi dersleri verdim ;ama herhalde mühendislikten kalan bir şey var ki öğrendiklerinizi uygulamak istiyorsunuz. Uygulandığını görmek istiyorsunuz, bildiklerinizi aktarmak istiyorsunuz. Zannediyorum bu. Daha da önemlisi her şeyi devamlı tekrar ediyorsunuz. Her sene aynı şeyler. Tamam gelişmeler oluyor ama adaptasyonu işlemek daha zor, daha yavaş .O yüzden akademik olmayan bir çalışmayı seçtim, birinci sebep bu. İkincisi de zaten özellikle ilgilendiğim konularda, ekonomi literatürünü devamlı takip ediyorum. Her konuda takip etmek imkanınız yok tabii ki, çok zaman alıcı. Analizler, yönetimler, akademik dergiler… Bu potansiyeli zaten takip ediyorum. Hala yakalayabildiğim ekonomi ve finans konferanslarına gidiyorum. Elimden geldiğince takip ediyorum ;ama bunun için de akademisyen olmaya gerek yok.

Hayatın içinde olmak daha mı cazip geliyor?

Daha canlı geliyor, ama kesinlikle akademisyenliğe karşı değilim. Bence çok gururlu bir şey, devamlı insanlara farklı ve yeni şeyler öğretmek önemli bir şey. Geri döner miyim? Neden olmasın! Bir de ilgiyle, karşınızdakinin ilgisiyle alakalı bir şey, eğitim sistemi olarak Amerika biraz farklı. Öğrencinin yapısı farklı, öğrencinin kalitesi farklı. Karşınızda ilgiyle alakayla dinleyen insanlar varsa neden olmasın? Eğer bu fikri kabul edebilirsem karşımdakilerin bu konuyla gerçekten ilgili olduklarını, sadece not için değil öğrenmek için geldiklerini, hissedersem her an dönebilirim. Ama bunu her zaman göremedim. Amerika' da birkaç farklı okulda ders verme imkanım oldu, sadece akademisyenliği bırakmamak için Arizona ve Texas'ta çalışırken akşamları üniversitede ders verdim. Amerikalı öğrencinin ilgisini uyandırmak oldukça zor.

Sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı Kabataş için?

Ben Derneğin ilgi ve alakasından çok memnunum. Özellikle İnternet sitesinin aktivitelerinden çok memnunum. Çok gurur duyuyorum. Bir gün bir e-mail geldi: "Sizin yurt dışında adresinizi görüyoruz, bir sistem kuralım orada birbirinizle haberleşin, bizden uzaktasınız." Bir anda sadece Amerika Birleşik Devletleri'nin doğu sahilinde yaşayan 40'a yakın Kabataşlı olduğunu fark ettim. Çok sevindiriciydi. Burada Türkler'den bahsetmiyoruz, büyük üniversitelerden gelen insanlardan bahsetmiyoruz. Aynı liseden gelen insanların sadece doğu sahilinde birlikte olması… Sonradan bir araya da gelindi. Bu insanların hepsi çok değişik yerlerde, kimisi doktor, kimisi mühendis, iletişim konusunda çalışanlar var ;ama sonunda hepsi Kabataşlı. Çok farklı yerlerde çok farklı insanlarla karşılaşıyorsunuz ve genelde ortak nokta başarılı olunması. Bu, çok güzel bir şey.

Özel meraklarınız?

Benim büyük bir derdim kronik uyku azlığı, zannediyorum hastalık seviyesinde. Çok şey denedim ama günde 4-5 saatin üzerinde uyku uyuyamıyorum. Akşamları en az iki saat kadar okumayla ve internette dolaşmakla geçiyor. Olabildiğince çok konuda değişik şeyler okumaya çalışıyorum. Bunun dışında fotoğraf çekmek son zamanlarda ilgi alanı haline geldi. Basketbolu takip ediyorum, özellikle üniversiteler arası lig NCAA oyunlarını takip ediyorum. Benim Amerika'da mezun olduğum okul gayet iddialı bu şampiyonada. Haftada iki kez kendim spor yapmaya çalışıyorum, ama son zamanlarda büyük bir zamanım fotoğrafçılık ve sanat filmlerini takip etmekle geçiyor. Bunun yanında New York'ta yaşamanın etkisi ile herhalde iyi bir caz dinleyicisi olmaya ve konserleri takip etmeye çalışıyorum. Elimden geldiğince öğrenmeye çalışıyorum.

Türkiye'ye dönmeyi düşünüyor musunuz?

Ben tek çocuğum. Annem ve babam da dahil olmak üzere bütün ailem Turkiye'de. Amerika maceramın yeterinden uzun sürdüğü kanaatindeyim ve kendime dönmek için baskı yapmaya başladım; ancak kariyer devamlı sorun oluyor. Son gelişimde bir iki iş görüşmesi yaptım. Zannediyorum neler yapmak istediğimi anlatamadım. Belki de ortam uygun değildi. Ama mutlaka dönmek istiyorum. Nihayet buranın insanıyız, buranın şartları ile büyüdük. Bu sistemin yabancısı değilim. Ben İstanbul'un çok daha kültürel, daha kozmopolit ve daha iyi yaşanacak bir şehir olduğunu düşünüyorum. Ben özellikle Türk olan bir insan için, İstanbul üstünde başka bir şehir olduğuna inanmıyorum. İstanbullu olmaktan, İstanbul'da büyümüş olmaktan, Kabataşlı olmak kadar olmasa da gurur duyuyorum. Şu ana kadar imkan olmadı, olacaktır. İnşallah bir dahaki röportajı İstanbul'da yaşadığım zamanlarda yaparız.

İçindekilere dönmek için tıklayın