Derneğimiz              
 
 

KABATAŞ DERGİSİ - SAYI 4

İçindekilere dönmek için tıklayın

Genç yaşta etkin bir kariyere sahip olan Dr. M. Serhan Kurtulmuş, iş hayatındaki başarısını, Kabataş'ta aldığı eğitime ve disipline borçlu olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Kabataş denince aklıma üç şey geliyor: Deniz, kantinin o öğle vakti kalabalığı ve Oktay Hoca."

 

Genç, idealist ve Kabataşlı

Galatasaray Spor Kulübü'nün doktoru ve aynı zamanda MSK Med Group'un ortaklarından biri olan Dr. M. Serhan Kurtulmuş, Kabataş'a babasının "oğlunu keşfetmesi" üzerine başlamış. Başarısının ardında daima Kabataş'ın etkisi olduğunu belirten Serhan Kurtulmuş ile Kabataş'ı, Galatasaray'ın son durumunu ve MSK'yı konuştuk. Sizi Kabataş'a getiren süreci anlatır mısınız? Ben 10 Kasım 1971te Malatya'da doğdum. Orta öğretimin tamamını da Malatya'da okudum. Ablamın üniversiteyi kazanmasıyla İstanbul'a taşındık. Ben de li­seye başladım; ama Kabataş Lisesi'ne değil, ilk dönem İstanbul'da başka bir okula gittim. Ders çalışmadan çok iyi notlar aldığımı gören babam, bu işte bir İş var, deyip beni daha zor bir okula göndermeye karar verdi. Böylece Kabataş'a girdim. Tabii Kabataş Erkek Lisesi'ne girmek, hem de dönem ortasında, pek de kolay değildi. Neyse kî, hem notlarım iyiydi hem de o dönem babam Milli Eğitim'de müdür yardımcısıydı. Ha! böyle olunca da dönem başlamasına rağmen okula başladım. Kabataş nasıl bir liseydi sizin için? Kabataş bana göre bir üniversiteydi. Bizim okuduğu­muz yıllarda sadece erkeklerin olduğu, kendine has bir atmosferi olan güçlü bir okuldu. Devlet okulu olmasına rağmen eğitim açısından kolej niteliği taşıyan bir yapısı vardı. Bazı yönlerden de Türkiye'de tek diyebileceğim bir okuldu. Okula başladığımda oldukça şaşırdım. Bir defa hem sabah hem öğleden sonra okuyordunuz. O zamana kadar böyle bir eğitim almadığım için alışmam zor oldu. Benim okul an ayışım; sabah okula gidilir, öğlen eve gelinir ve sokakta oyun oynanır şeklindeydi. Yatılılık kavramıyla ilk orada karşılaştım. Kabataş'ta sabah birlik­te olduğunuz kişi Öğleden sonra da yanınızda, akşam siz gidiyorsunuz o okulda kalıyor... Hatta okuldaki yatılı öğrencilerin okulu bir ev gibi benimsemesini de çok garipsemiştim.

Sizin dönemizde de öğrenciler arasında yatılı gündüzlü ayrımı yapılıyor muydu?

Pek yapılmıyordu. Fakat Kabataş'ta bir askeri düzenin, bir hiyerarşinin olduğu da bir gerçekti. Mesela lise üçlerde bir devrecilik sistemi oluşmuştu. Devrecilik mer­tebesine ulaşmak da kolay değildi. Onlarla konuşmak bile zordu. Bir sorun olduğunda hocalardan Önce onlara danışılırdı. Ben o dönemden Ayı Mehmet’i, Limboz'u hatırlıyorum. Ayı Memet güreşçiydi hatta Kabataş'ta okurken Türkiye Şampiyonu bile olmuştu.

Gerek dersler gerekse hocalar açısından, okurken hiç zorlandınız mı?

Genel olarak pek zorlanmadım. Ben edebiyatı, fiziği, kimyayı sever, matematiğiyse hiç sevmezdim. Üstelik fen bölümünde okuyordum. Neyse ki, matematikten çok, fen dersleri görüyorduk. Kimya dersim çok iyiydi. Kimya der­sine İncilay Hanım'dan sonra Burhan Bey geldi. Edebiyata Oktay Hoca gelirdi. Onun için, hayatımın hocasıydı diyebilirim. Benim için çok önemli bir insan. Ben onun defterlerini bile hala saklıyorum.


Oktay Hoca'yı bu kadar sevmenizin nedeni neydi?

Oktay Hoca karşısındakine hem hoca olarak eğitim verir hem de bir ağabey olarak nasihat ederdi. Onun derslerini İple çekerdik. Bize anılarını anlatırdı. Hiç unut­mam bir gün Oktay Hoca'yla aramızda İlginç bir diyalog geçti. Bizim sınıfta üç kişinin edebiyat notu yüksekti. Üç kişiden biri de bendim. Notlarım 7–8 arasında geziyordu. Bir gün Oktay Hoca yazılıları okumuş, sınıfta açıklı­yor. Ben 74'ten 7 almışım. Çağırdı beni yanına, ya Serhan, bütün gece düşündüm çabaladım ama çıkmadı bir puan, dedi. Ben de, siz bulamadıysanız ben hiç bula­mam, bakmayayım, dedim. Kabataş denince aklıma üç şey geliyor: Deniz, kantinin o öğle vakti kalabalığı ve Oktay Hoca.

Okul yıllarına ait en canlı anınız hangisi?

Birinci sınıfta ilk derslerden birindeyim. Ben hocayı beklerken bir adam çantasıyla içeri girdi. Merhaba bile demeden "Lise l fizik yardımcı kitabı budur, içinde şun­lar, şunlar vardır" dedi. Konuşması bittince merakımdan "Amca kitap ne kadar?" dedim. 'Amca1 dememle herkes bana baktı ve gülmeye başladı. Amca, dediğim kişi meğer Moment lakaplı fizik öğretmeniymiş. O gün hocanın karşısında çok utandım.

Üniversiteye hazırlık dönemi ve sonrasında neler yaşadınız?

Uzun bir okul gününden sonra gündüzcü olduğum İçin eve dönüyor olmam son sene üniversite sınavı için ders çalışmamı olumsuz etkilemişti. O yüzden liseyi bitirdiğim yıl yani 1988'de ancak Çukurova Tıp Fakültesi'ni kazandım. Yatay geçiş için çalışacağıma gidip üniversite sınavı için tekrar hazırlanayım, dedim ve iki gün sonra geri döndüm, ikinci sene Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ni kazandım. 1995'te mezun oldum. Mezun olduktan sonra International Hospital'da işe başladım. O sırada askere biraz daha geç gidebilmek için sınava girip İstanbul Üniversitesi'nin Radyo-Televizyon bölümünü kazandım. Orayı da bitirdikten sonra birkaç defa ihtisas imtihanına girdim. Anestezi, cerrahi gibi bölümleri kazandım ama hiçbirine gitmedim. Daha sonra Azerbaycan'daki arkadaşlarım ihtisas için beni yanlarına çağırdılar. Bakü'de 1–1,5 sene kaldım. Ardından ihtisa­sımı Bakü'den İstanbul'a getirdim ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden Fizik Tedavi uzmanlığımı aldım.

MSK Med Group nasıl oluştu?

Bir gün, aynı zamanda dayımın oğlu olan, Dr. Selim Kesriklioğlu beni çağırdı ve çok ilginç bir cihaz bul­duğunu, bunu mutlaka değerlendirmemiz gerektiğini söyledi. Ankara'ya, cihazı getiren firmaya gittik. Nasıl bir şey olduğunu öğrenmek için ben de cihaza girdim. Gerçekten de 20 dakika içinde benle ilgili her şeyi söyle­di. Hemen İstanbul’a gelip yer baktık. İsim oluştururken de adımın baş harflerini kullandık. Daha sonra Florya'da bir poliklinik açtık. Ardından Etiler'deki bu yeri açtık. Sonra bir hastane işine girdim. O sırada fazla dağılma­mak için Florya’daki yeri ortağımıza devrettik. Şu an burası ve Florya'daki poliklinik var. Hayat Hastanesinde tedavi görmeli. Onun parasını doktor, devletten almalı. İşte o zaman sosyal eşitlikten söz edilebilir.

MSK'nın sağlık hizmetleri nelerdir?

Burada biz Alman ekolünün bazı cihazlarını kullanı­yoruz. Bu işe girmemize neden olan cihaz Bilgisayarlı Frekans Analizi adı altında piyasaya çıktı. Kan almadan, 20 dakikalık bir süre zarfında özel bir program sayesinde dişlerinizden tırnağınıza kadar her şeyi söylüyor. Biz has­tanın hangi bölgesinde problem görülüyorsa orayı daha detaylı inceliyoruz. Bu sistem kan vermekten korkan ya da hastane de oradan oraya gitmek istemeyen hastalar için çok avantajlı. Şu anda NASA ve yurt dışındaki birkaç ülke bu cihazı kullanıyor. Gün içerisinde l O kere bile kul­lanabiliyorsunuz. Birde bu sistemi destekleyen Manyetik Alan Tedavisi var. Bütün üniversitelerin kabul ettiği, Sağlık Bakanlığı ‘nın onayladığı bir yöntem olan manyetik alan tedavisi, bu sistemde tespit ettiğimiz problemlerin giderilmesinde çok faydalı oluyor. Kliniğimizin asıl şablonu ise fizik tedavi üzerine. Fizik tedavinin her aşa­masını yapıyoruz. Son olarak 4-5 ay Önce de üst katımız­da bir plastik cerrahi merkezi açtık. Bu serviste iki tane de plastik cerrah uzmanımız var. Kısacası MSK, son dönem teknolojilerini topladığımız bir merkez haline geldi.

Federasyona bağlı doktor olarak çalışmaya nasıl başladınız?

1993'te İstanbul Gençlik Spor Müdürlüğü amatör maçlarda normal kulüp doktorlarının dışında kendilerini temsil edecek bir sağlık ekibi kurmuştu. Biz de Kabataş'tan Özgür Artuna'yla bu işe başladık. Hem para kazanıyorduk hem de sahaya giriş kartımızla maç ara bedava giriyorduk. Daha sonra International Hospital'da çalışırken Galatasaray Kulübü'nün doktoru Prof. Dr. Burhan Usluyla tanıştım. İhtisası Türkiye'ye getirdiğim dönemde kendisiyle konuştum ve yanında çalışmaya başladım. Sene 1998. ilk dönem oldukça zorlandım. Hem Kulübe alışmak hem de oyuncularla uğraşmak zor işti. Çünkü sadece futbol takımına değil voleybol, bas­ketbol gibi diğer branşlara da hizmet ettiğimiz için çok yoruluyorduk. Daha sonra alıştım tabii. Burhan Hoca ayrıldıktan sonra ise tek kaldım. Bu yıl altıncı senem bitti. Hagi'nin gelmesiyle yeni bir sağlık ekibi oluşturulacak oma ben artık çok yoruldum. Çünkü 24 saat aralıksız tüm branşlara hizmet etmek çok zor. Sosyal hayatınız, bayram tatiliniz, hafta sonunuz diye bir şey kalmıyor. Bu yüzden ayrılmayı düşünmeye başladım; ama bu ne zaman olur bilemiyorum.

Galatasaray'da nasıl bir tempo içindesiniz?

Öncelikle maçların hepsine gidiyorum. Yazlan futbolcu­larla bir ay kamptayım. Kamp demek Türkiye'den ve dünyadan kopmak demek. Bir de kamp dönemleri biraz sıkıntılı geçer. Çünkü oyuncular yüklenmeye tabi tutuldukları İçin daha fazla sorunları çıkıyor. Aynı zamanda MSK'nın da Yönetim Kurulu Başkanı olduğum için böyle­si uzun dönemli ayrılıklar buradaki işlerimi de zorlaştırı­yor. Hatta ortaklarım ayrılmamı bile istiyorlar. Bu iş özel hayat diye bir şey tanımıyor. Mesela çoğu zaman midem bulanıyor, çok kötüyüm diye gelen bir telefonla kız arkadaşımı sinemada bırakıp çıktığımı hatırlıyorum. Galatasaray'a karşı yoğun bir sevgim olmasına rağmen artık daha düzenli bir hayatım olsun istiyorum. Hagi herkesten çok beni tanıyor, beni İstiyor. O istediği için ben her gün Florya'dayım. O nerede ben orada yani.

İçindekilere dönmek için tıklayın