Derneğimiz              

  email list
 
 
 
 
 

KABATAŞ DERGİSİ - SAYI 4

İçindekilere dönmek için tıklayın

"Hayatımın en güzel yılları Kabataş'ta geçti"

Erol Civelek

 

Bir bankacılık duayeni : Cahit Kocaömer

Bugün Kabataş Lisesi denince aklınıza neler geliyor?

Hayatımın en güzel yılları Kabataş'ta geçti. Hiç unut­mam yatakhanede yattığım zaman köprüden geçen ara­baları sayarak uyurdum. Bu, bir çocuk için çok ayrıcalık­lı bir şeydi. Kabataş m bana verdiği en büyük şey ise pay­laşmanın ve hoşgörülü olmanın ne demek olduğudur. Bugün başarımın altında yatan sebep, görüşü ne olursa olsun karşımdakine saygı göstermeyi bilmemdir. Bunu da Kabataş'ta öğrendim. Kabataş'ta zengin öğrenci de fakir öğrenci de aynı koşullar altında, eşit olanaklarla yaşıyor­du. Bunun gerçekleştiriliyor olması çok önemliydi. Biz Kabataş'tayken pazar akşamları yatılılar, annelerinin yap­tığı pasta böreklerle dönerlerdi okula. Hafta içi yemek kötü çıkınca kimde pasta börek kaldıysa, bende var, deyip herkesle paylaşırdı. Kabataş acıyı, sevinci, mutlu­luğu yaşadığımız ve öğrendiğimiz bir yerdi. Kabataş ruhuna sahip olan bir insanda ayrımcılık yoktur, hüma­nizm, duygusallık, sevgi ve aşk vardır.

Kabataş'la ilgili unutamadığınız bir anınız var mı?

Sınıf hocamız Türkan Hanım bir gün rehberlik dersinde sınıfa geldi. 70–80 kişilik büyük bir sınıftık. Haliyle çok gürültü oluyordu. Birden bağırmaya başladı bize: "Ne biçim öğrencilersiniz siz? Sizi sınıf öğretmeninize şikâyet edeceğim. Kim sizin sınıf öğretmeniniz?" dedi. 80 kişi hep beraber "Sizsiniz Hocam" diye bağırınca kadın şaşkına döndü. Bir de bizim okulun futbol takımı o zamanlar çok iddialı bir takımdı. Bir gün topluca okulun maçına gittik. Bunu izin almadan yaptığımız için de hepimiz disiplin cezası aldık. Ayrıca sınıflar arası kavgalarımız da çok meşhurdu. Kavgaların sebebi sadece güç gösterisiydi ama kavga bitiminde kimin kazandığına bakmadan, hiçbir şey olmamış gibi yatakhanelere gider, uyurduk. Bizim bir de Aysel adında bir hocamız vardı. Bu kadın 35yaşlarında olmasına rağmen takma diş kullanıyordu. Bu durum bize çok ilginç geliyordu. Bir gün farkında olmadan hocanın dişlerine çok dikkatli bakmışım. O da bunu fark etti ve beni derslerde göz hapsine almaya başladı. Her ders sözlüye kaldırmaya ve düşük notlar ver­meye başladı. Ben de bu duruma son vermek amacıyla diğer sınıflardan ders notlarını alıp hocanın bütün soru­larına doğru cevaplar vermeye başladım. Tabi; notlar yükselince hoca da benimle ilgilenmez olmaya başladı.

Hiç okuldan kaçtığınız oldu mu?

Esat Şenol adında bir arkadaşım vardı. Atletik bîr yapıya sahipti. Hatta okulun atletizm birincisiydi- Okuldan kaça­cağımız zaman ar garaj duvarından Önce onu yukarı çıkartırdık. Sonra onun yardımıyla biz de çıkardık. Çarşamba günleri izinli olarak çıkıldığında akşam 19.00'da okula dönülürdü. Ancak biz son sınıfta 21. OO’de dönerdik. Bu küçük maceralar hayatımıza renk katardı o zamanlar.

Okulda aktif bir öğrenci miydiniz?

Çok yaramaz değildim. Her şeyi dengelemeye çalışan bir öğrenciydim. Ben hiç bütünlemeye kalmadım. Hocamız Nail Metin’in bir sözünü hiç unutmam, bize hep "Her şeyden biraz bilin, her şeyi tam bilmeniz gerekmez" derdi. Bense daha çok matematikte başarılıydım. Şu an ise bir çocuk İçin en önemli şeyin sosyalleşmek olduğunu düşünüyorum. Benim için, gelişmekte olan çocuğun, bir topluluğun ya da bir grubun üyesi olabilmesi üniversiteye gitmesi kadar önemlidir.

Okut bittikten sonra neden İşletme okudunuz?

Aslında İşletme Fakültesi 13. tercihimdi. İlk tercihlerim tıp fakülteleriydi. Önce işletme Fakültesi'ne devam etmek istemedim ama ilk vizelerden 80–90 gibi yüksek notlar alınca, kalmaya karar verdim. Okulu dört yılsonunda da iyi bir dereceyle bitirdim.

Üniversite sonrasında neler yaptınız?

1987'de askere gittim. Kabataş ta aldığım disiplin sayesinde askerlikte hiç zorlanmadım. Askerden geldikten sonra babamın bir arkadaşının Tansa Turizm ve Otelcilik adlı şirketinde İki yıl yatırım koordinatörlüğü yaptım. O zamanlar daha 23 yaşındaydım. Orada çalışırken bizim defterleri inceleyen Yeminli Müşavir Nihat Ertürk, ne zaman istersem kendileriyle çalışabileceğimi söyledi. 1990'dan sonra iki yıl Nihat Ertürk'ün yeminli mali müşavirlik bürosunda uzman olarak çalıştım.

Peki, İlke Otomotiv nasıl doğdu?

Ben çocukluğumdan beri otomobilleri çok severim. Otomobillere o kadar düşkündüm ki, 12 yaşımda otomo­bil kullanmayı öğrenmiştim. O yaşlarda tehlikeli olmasına karşın sık sık babamın arabasını çalar, dolaşırdım. Otomobil benim için özgürlük demekti. Ben yeminli mali müşavirlik bürosunda çalışırken, hem Kabataş'tan hem de Üniversiteden arkadaşım olan Suat Sirkeci de bayilik almaya çalışıyordu. İşin ayrıntılarını anlatınca ben de onun­la birlikte bu işe girmeye karar verdim, iyi bir çevrenin ve sosyal ilişkilerin, bayilik alma konusunda büyük faydalan oluyordu o zamanlarda. Ben de işim dolayısıyla sık sık Ankara'ya gittiğim için orada İyi bir çevre edinmiştim. Başbakan'ın danışmanı da bizim bir tanıdığımızdı. Bu tanışıklık ve Ankara'daki ilişkilerimiz sayesinde 1991 yılının sonunda Suat'la ortak olarak otomotiv işine girdik ve Renault Yetkili Satıcısı olarak İlke Otomotiv'i kurduk. Ortaklığımız yaklaşık 10 yıl sürdü. 2001 yılına geldiğimizde ben inşaat sektörüne yönelmeye başladım. Böyle olunca otomotivden biraz koptum. Ortağım da sanayi sektörüne girince şirket biraz ortada kalır gibi oldu. Bu sorun ortağımın hisselerini bana devretmesiyle çözüldü. Tabii dostluğumuz hala devam ediyor. Çünkü aramızda hiç bir menfaat i işkisi yok. Tıpkı Kabataş'taki gibi.

OYDER (Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği) ile buluşmanız nasıl gerçekleşti?

Oyder'e kuruluşundan, yani 1992 yılından beri üye­yim, l 997'de Oyderİn yönetim kurulu üyesi oldum. Şu anda da yönetimde Genel Sekreter olarak üçüncü döne-mimdeyim,

Otomotiv sektörünün şu anki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Otomobil dört yılda bir zirveye çıkar. Sonrasında yak­laşık üç yıl geri gider. Türkiye'de otomotiv sektörünün en iyi olduğu yıllar 1993, 1997 ve 2000'di. Şu an 2000 yılında ulaşılan 460 bin adetlik araç satımının geçilmesi ihtimali var. Fakat hükümetin en son OTVdeki hurda araç indiri­mini 4,5 milyardan 2 milyar 250 milyona İndirmesi halkta bir tedirginlik yarattı. Bayiler bundan çok büyük zarar gördü. Hükümet böyle akşamdan sabaha karar almamalı. Hükümetlerde siyasi ve ekonomik İstikrar çok önemli. Otomotiv sektörünün yüzde yüz kayıt içi bir ekonomisi var. Bu ülkede böyle başka bir sektör yok. Buna rağmen hükümet altın yumurtlayan tavuğu kesmeye çalışıyor.

Kabataş ruhuna sahip olan bir insanda ayrımcılık yoktur, hümanizm, duygusallık, sevgi ve aşk vardır

Bu sorunların halledilmesi dışında sektör için yapılması gereken diğer işler nelerdir?

Öncelikle, trafik tescil işlemlerinin Avrupa’daki gibi yetkili bayiler aracılığıyla yaptırılmasını isliyoruz. Çünkü KDV'yi, ÖTV'yi toplayan bayinin, plakayı da takıp aracı müşteriye hazır teslim etmesi lazım. Bir de yetkili servisler­le piyasadaki atölyeler arasındaki fiyat uyuşmazlığı müş­terinin kafasını karıştırıyor. Çünkü yetkili satıcı servis-lerindeki araçların hepsinde kullanılan parçalar orijinal. Bu yüzden fiyat farkı olması doğal. Ancak bunu halka da anlatmak için birtakım çalışmaların yapılması gerekiyor. Diğer bir isteğimiz İse egzoz muayene İstasyonlarının yetkili satıcılara devredilmesi. Çünkü normalde İki yıl boyunca araçlar periyodik bakımları için bize geliyor.

Ayrıca trafikte emniyet açısından sakıncalı bir sürü araç dolaşıyor. Bunu önlemek için sorumluluk sahibi olan yetkili satıcılara bu İstasyonların devredilmesi gerekiyor.

Bir patron olarak benimsediğiniz yönetim anlayışınız nedir?

Hayat risktir. Risk ise yaşamaktır. Kaplumbağa bile yürümek İçin kafasını dışarı çıkarmak zorundadır. Umutsuzluğa hiçbir zaman kapılmadım. Mutlaka bir B planım oldu. İş hayatında başarılı olmak istiyorsan pay­laşmasını, takım olmasını bileceksin. Bence patronluk delege etmektir. En önemlisi de harekete geçmektir. Bu memleketin gelişmesi de üretimden geçiyor. Hayatta en mutlu olduğum şey yeni bir iş sahası yaratmak ve istih­dam sağlamaktır.

İçindekilere dönmek için tıklayın