Derneğimiz              
 
 

KABATAŞ DERGİSİ - SAYI 2

İçindekilere dönmek için tıklayın

Zaman içinde, bilimsel ve teknolojik
gelişme hızı katlanarak artmış;
yirminci yüzyılın ikinci yarısından
sonra, matematik  terimiyle, zamanın üstel bir değişkeni
biçiminde gelişme hızı kazanmıştır.

 

İnsanlık Tarihinde Bilimsel ve Teknolojik Gelişme
Özcan Köknel - Yorum


İnsanlık tarihi içinde bilimin ve bilimin uygulama alanı olan teknolojinin gelişmesi, önce insanların düşüncesini, daha sonra felsefeyi, bilim dallarını etkilemiş, bu etki tıp, ruh ve sinir hastalıkları alanına da yansımıştır. Zaman içinde, bilimsel ve teknolojik gelişme hızı katlanarak artmış; yirminci yüzyılın ikinci yarısından sonra, matematik terimiyle, zamanın üstel bir değişkeni biçiminde gelişme hızı kazanmıştır. Bilim alanında görülen bu hızlı değişme ve gelişme bilim dallarının ayrılmasına, bölünmesine yol açmış, bilgi birikiminde karşılaşılan yetersizliği giderebilmek için bilgi depolama kaynaklarına kolayca ulaşmayı sağlayan iletişim olanakları bilim ve teknoloji alanında önemli yer almıştır. İlk insanlar güneşin, ayın doğup batışı; ayın büyüyüp küçülmesi; günün aydınlığı, gecenin karanlığı; yazın sıcağı, kışın soğuğu; gökyüzündeki yıldızlar; rüzgarın, fırtınanın, kasırganın sesi; gök gürültüsü; şimşeğin, yıldırımın yarattığı bir anlık ışık; yağmurun, karın yağması, suyun, selin akması; kuraklık gibi doğa olaylarının etkisi altında kalmışlardır. Bu etki, insana doğa karşısında güçsüz olduğunu düşündürmüş, bu düşünce insanda, ölüm, başka bir deyişle yok olmak korkusuna neden olmuştur. İnsanlar bu korkulardan kurtulmak amacıyla bir yandan doğayla savaşım içine girmişler; öte yandan doğal güçlere inanıp sığınmak gereğini duymuşlardır. Böylece, sonlu bir varlık olan insan, sonsuz bir varlık olan doğaya, evrene bağlanmış; kendi sınırlarını aşarak sonsuz varlığın sırlarını çözmek, onu tanımak, ona yönelmek onunla birleşip bütünleşmek çabasına girmiştir. Bu çaba bir yandan din kavramının öte yandan bilimsel düşüncenin doğup gelişmesine yol açmıştır. Tarihi gelişme içinde bilim ve teknolojinin gelişmesine katkıda bulunan kültürlerin, uygarlıkların, ülkelerin, genellikle, nehir, su kenarında bulunduğu gözlenmiştir. Örnek olarak Dicle ve Fırat nehirleri ile kollarının suladığı Mezopotamya’da, Asur, Babil, Sümer; Nil nehrinin suladığı Mısır, Sarıırmak nehrinin suladığı Çin; İndus nehrinin suladığı Hindistan; bilimsel düşüncenin doğup geliştiği, teknolojiye yansıdığı ilk ve önemli uygarlıklar olup, çağdaş bilimin ve teknolojinin temelini oluşturmuştur. Bu bölgelerde yaşayan insanların suları daha yararlı kullanmak amacıyla yaptıkları tasarımlar ve uygulamalar bilimsel düşüncenin ve teknolojinin başlangıcı olmuştur. Günümüzden yaklaşık 4 bin yıl kadar önce, Mezopotamya’da Sümerler, ilk defa yazıyı; sayısal sistemi, takvimi kullanmışlar; aritmetik ve cebir bilimlerinin temelini atmışlar, teknolojik gelişmenin başlangıcı olarak kabul edilen tekerleği bulmuşlardır. Ayrıca, aritmetik ve cebir bilimleri yardımıyla gök bilim (astronomi) ve tıbba önemli katkılar yapmışlardır. Çin’de doğa ve doğa üstü olaylarla ilgilenen insanlar, yıldızlara ilişkin bilgi toplamışlar; takvim kullanmışlar; yer bilim ve simya (kimya) alanında çalışmalar yapmışlar; tıp alanında bugün bile etkisi süren bilgiler ve uygulamalar katmışlardır. Hindistan’da ay ve güneş hareketleri izlenmiş; matematik, cebir, geometri alanlarında çalışmalar olmuştur. Eski Çin, Hint, Mezopotamya uygarlıklarında ortaya çıkan bilimsel ve teknolojik gelişmelerle ilgili sınırlı bilgilerin yanında, eski Mısır uygarlığına ilişkin daha çok bilgi ve kalıntı vardır. Eski Mısır’da insanlar bir yandan doğa üstü güçlerle ilgili din ve tanrı kavramlarını geliştirirken; öte yandan, din ve tanrı kavramlarının gelişmesinde önem taşıyan güneş, ay ve yıldızlara ilişkin olayları incelemişler, gökbiliminin doğmasına gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Bu katkı bir yandan gökbilim, öte yandan matematik, cebir ve geometrinin gelişmesine yol açmış; doğa koşullarına ve su kaynaklarına bağlı sulama sistemi nedeniyle, bilimsel gelişme günlük yaşama ve çağın teknolojisine yansımış, tıp alanında önemli aşamalar olmuştur. Nehir kıyılarında kurulan uygarlıkların, özellikle eski Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarının, bilim ve teknoloji alanında sağladığı gelişmeler eski Yunan ve Roma düşünürlerini etkilemiş, onların düşünce sistemi ve felsefe öğretileri İslam uygarlığına geçmiş; Ortaçağ’dan sonra Avrupa’da İtalya, Almanya, Fransa; son 50 yıl içinde de, başta ABD, Japonya, Rusya olmak üzere Almanya, Fransa, İsviçre, İtalya, İngiltere gibi Avrupa ülkelerinde bilim ve teknoloji alanında büyük gelişmeler olmuştur

İçindekilere dönmek için tıklayın