Derneğimiz              
 
 

KABATAŞ DERGİSİ - SAYI 2

İçindekilere dönmek için tıklayın

Kabataş’ın kendisine en iyi öğrettiği şeyin disiplin olduğunu söyleyen Teknoloji Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emin Hitay, çalışma felsefelerinin "aslolan insandır" temeli üzerine kurulduğunu
belirtiyor.

"Kabataş bana disiplini öğretti. En önemlisi de çalışmadan insanın hiçbir başarı elde edemeyeceğini öğretti. Okulda Türkiye’nin farklı bölgelerinden farklı insanların olması da bana çok şey öğretti. Çok güzel ve özel bir mozaik
vardı orada. Bu sayede Türkiye’nin insanlarını tanıdım. Bu açılardan bakınca, kendimi Kabataş’ta okuduğum için şanslı sayıyorum.

"Benim iş konusundaki en önemli ilkem açıklıktır. Bir diğeri de yöneticilerin önünün
açık olmasıdır. Benim yöneticilerimin bir sorunu varsa, öncelikle ben onu çözmeliyim ki onlar da rahat çalışabilsinler. Motivasyona çok önem veriyoruz. Bunu geliştirebilmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz."

"Türkiye’de teknoloji üretimi konusunda bir yatırım yapıldığını söylemek son derece
zor. Buna da imkan yok zaten. Bir ülkede teknolojiye yatırım yapılıp yapılmadığını, o ülkede ar-ge’ye ayrılan paylara bakarak anlayabilirsiniz. Bu rakamlar bizde çok düşük. Neredeyse Avrupa ülkelerinin onda biri düzeyinde. Bu rakamlarla da teknoloji
üretip, ortaya koyamazsınız. Bu da ülke olarak dışa bağımlılığımızı arttırıyor."

 

Kabataş Disiplini Öğretti
Emin Hitay - Röportaj


Teknoloji üreten ve geliştiren bir kuruluş olan Teknoloji Holding’in yönetim felsefesi "aslolan insandır" temeli üzerine kurulu. Kabataş Erkek Lisesi mezunu olan Teknoloji Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emin Hitay, Holding’in teknoloji üreten dünya lideri markalarla çalışarak ve bulunduğu alt pazarları yönlendirip genişleterek sektörünün büyük oyuncusu olmak misyonuyla hareket ettiğini söylüyor.
Bünyesinde uluslararası iştiraklerinin yanı sıra 5 şirket bulunduran Teknoloji Holding, genel olarak bilişim sektöründe, özel olarak da otomatik veri toplama ve işleme alanı ile ödeme sistemleri alanında ilk akla gelen kuruluşları bünyesinde barındırıyor. Teknoloji Holding bünyesinde, Exim A.Ş., Imex A.Ş., Planet A.Ş., Teknoser A.Ş., Universal Kart A.Ş., katılımlarında ise Sayot A.Ş., CPG A.Ş., İran’da bulunan Eniac-Tech yer alıyor.
Emin Hitay ile Kabataş günlerini ve Teknoloji Holding’in gelişim sürecini konuştuk.

Ailenizin Kabataş’ı tercih nedenleri neydi?

Elbette en önemli neden, o dönemde İstanbul’un en iyi liselerinden birisi olmasıydı. Halen de öyle. Zaten şu anda da Anadolu lisesi. Türkiye’nin en büyük üç lisesinden bir tanesi. Eski ününü hala sürdürüyor. Başarısının dışında ünlü olan bir başka yanı da, muhteşem manzarası.
Kabataş’a başladığımız gün bizim için son derece önemliydi. Çünkü çok zor bir okul, çok disiplinli bir okul olarak biliyorduk. Bu korkularla okula ilk gittiğimiz günü unutmak imkansız. Çok tedirgindim.

Okulun ortamını nasıl buldunuz?

Kabataş’ta okurken, çok enteresan arkadaşlıklarımız, ilişkilerimiz oldu. Neredeyse yarı yarıya yatılı öğrenci vardı bizim dönemimizde. Türkiye’nin dört bir yanından, bütün illerden gelen arkadaşlarımız vardı. Unutulmaz anılarımız oldu onlarla. O dönemin en ünlü hocaları bizim okulumuzda toplanmıştı. Bizim okulun yeri kaçamaklara, yaramazlık yapmaya son derece müsait bir yerdi. Ama kapıda Kemal Abi vardı. O işini son derece ciddiye alırdı. Bu yüzden okuldan kaçmak son derece zordu. Bir sürü numara denerdik. Bazen yakalanırdık, bazen de kaçmayı başarırdık. Mesela sandalla iki kere kaçmayı başardık.

Unutamadığınız hocalarınız hangileri?

Tarih hocamız Selahattin Bey, Cebir Geometri Hocası Mehmet Bey unutmadığım hocalarımdandır. Mehmet Bey’in lakabı da Salla Mehmet’ti. Kendisiyle unutmadığım bir anım var. Hatta ben o olayı hayatımın akışını değiştiren bir olay olarak hatırlarım hep. Lise üçteyken, biz arka sıralarda arkadaşlarla gülüşüyorduk. "Ne gülüşüyorsunuz, kadınlar hamamındaymışsınız gibi?" diye bağırdı. Ben de, "Hocam, bildiğinize göre çok gidiyorsunuz herhalde" dedim. Tabi beni hemen sınıftan attı. O sene cebirden ve geometriden çaktık zaten. Tarih Hocam Selahattin Bey’i de hiç unutmam. Martılarla konuşarak bize tarih anlatırdı. "Martılar bana bugün şu konuyu anlat dediler" diyerek başlardı derslerine. Derslerini bir tiyatro sanatçısı gibi yaşayarak anlatırdı.

Kabataş’ta öğrendiğiniz en önemli şey nedir?

Kabataş bana disiplini öğretti. En önemlisi de çalışmadan insanın hiçbir başarı elde edemeyeceğini öğretti. Okulda Türkiye’nin farklı bölgelerinden farklı insanların olması da bana çok şey öğretti. Çok güzel ve özel bir mozaik vardı orada. Bu sayede Türkiye’nin insanlarını tanıdım. Bu açılardan bakınca, kendimi Kabataş’ta okuduğum için şanslı sayıyorum. Okulun insana kattığı artı değerlerle sağlam kişilik birleşince ancak o zaman başarı elde edilebiliyor. İyi bir eğitim sizi çok güzel bir şekilde yönlendirir. Kapasitenizi daha yukarılara taşır. Ama her şey yine insanın içinde. Dürüstlük ve çalışkanlık olmadan, sadece eğitim insanı başarıya götürmez.

Üniversite döneminizi anlatır mısınız?

Son seneye kadar karneme hiç zayıf gelmemişti. Çok iyi de olmazdı notlarım. Hani derler ya: beşten şaşma, altıyı aşma diye. Benim notlarım hep öyleydi. Lise üçte, cebirle geometri zayıf geldi karneye. O iki ders zayıf gelince, o sene sınıfta kalacağımı, üniversiteye de gidemeyeceğimi düşündüm. Bu yüzden de üniversite sınavına hiç hazırlanmadım. Geçeceğime inanmasam da bütünleme sınavlarına girdim. Cebirden 7, geometriden 3 aldım. O sene de Milli Eğitim Bakanlığı ilk kez bir karar aldı. Tek dersten kalan tüm öğrencileri, öğretmenler kurulu kararı adı altında geçirdiler. Bir sene daha okuyacağız lisede derken, bir baktık mezun olmuşuz. Üniversite sınavına girdim, Ege Üniversitesi İşletme Fakültesini kazandım. Bir sonraki sene tekrar girip, Boğaziçi’ne gitmeyi düşünüyordum. O sırada babamı kaybettik. Çalışmaya başladım. 1976 yılında tam gün çalışan bir erişkindim artık. Ege Üniversitesi Hesap Bilimleri Enstitüsü’nde çalışmaya başladım. Orada sistem operatörlüğü yapıyordum. Mezuniyetten sonra İstanbul’a döndüm. İstanbul’da Silkar Holding’in şirketlerinden biri olan Sebim’de bilgisayar programcısı olarak bir sene çalıştım. Daha sonra serbest çalışmaya karar verdim. Çünkü, birilerinin yanında, onların emri altında çalışmak benim yapıma pek fazla uymuyordu. 1980 yılında serbest çalışmaya başladım. 23 yıldan beridir kendi işimin patronu olarak çalışıyorum.

Teknoloji Holding nasıl kuruldu?

İzmir’den döndükten sonra tekstil piyasasına girdim. Sultanhamam piyasasında bir çok iş yaptım. Fason üretim yaptım, makine satın alıp kiraladım... Tam sekiz yıl sürdü benim tekstilcilik hayatım. 1980 yılından 1988 yılına kadar. Son üç sene de iplik toptancılığı yapmıştım. Bu işlerin bugün yaptığımız işlerle ilgisi yok gibi görünüyor ama, sonuçta yapılan şey ticaret. İşin teknik kısmı ayrı yürüyor. Benim zaten o konularla fazla ilgim yok. Ortağım Alphan Manas ile uzaktan akrabaydık. Ben bu tekstil işlerini yaparken beraber iş yapmayı konuşuyorduk. Benim üniversite dönemimden kalan 4 yıllık bir bilişim deneyimim de vardı. Ben tekstili bırakınca onunla beraber Exim’i kurduk. Çünkü geleceğin bu sektörde olacağını görmüştük. Başlangıç çok zor oldu. Türkiye’de, yabancı sermayesi olmayan bir firmanın bilişim sektöründe faaliyet göstermesi çok zordur. Ciddi bir sermayemiz de yoktu zaten. 3-4 sene çok zorlandık. Bu zorlanma yetmezmiş gibi 1994 yılında ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldık. O kriz bizi çok sarstı ama, çok şey de öğretti. O deneyimlerimiz sayesinde 2001 krizini çok kolay atlattık. Hatta daha ağır bir kriz olmasına rağmen, büyüyerek çıktık.
Zaten krizin Çince’de iki anlamı var, ikincisi fırsat. Türkiye’de her an krize hazırlıklı olmak gerekiyor. Kriz geliyorum demiyor. İstediği zaman geliyor. Türkiye’de krizler için uygun ortam hep var. Firmaların krize hazır olmaları için, aldıkları banka kredilerine çok dikkat etmeleri gerekiyor. Kredi almak demek, bir kriz anında ciddi sarsıntılar yaşanacağını kabul etmek demek. Biz, 1994 krizinden sonra mümkün olduğunca kredi almamaya çalıştık. 2001 krizi sırasında hiçbir bankaya borcumuz yoktu. Özkaynaklarımızla büyüdük. 2001 yılındaki krize bakıldığında binlerce şirketin battığı görülüyor. Bu yüzden önemli bir maddi kayıp oldu. Ama daha da kötüsü entelektüel sermayenin kayıpları. Bir şirkette çalışan ekiplerin oluşturduğu sinerji ortadan kayboldu. O uyumu, iş hayatında yakalamanın maddi bir karşılığı yok. Bu başarılı ekipler kaybediliyor.

Yönetim felsefenizden bahseder misiniz?

Holding olarak bizim bir fabrikamız yok. Ne yapıyorsak çalışanlarımızla yapıyoruz. Yazılım, bakım, hizmet, teknik servis... Bunların hepsi çalışanlarla yaptığımız işler. Bu yüzden yönetim felsefemiz, "Aslolan insandır". 2001 krizinde de, oturduk arkadaşlarla neler yapabileceğimizi konuştuk. O konuşmalarda alınan kararların hepsini uyguladık. Ben hiçbir karara müdahale etmedim. Çünkü benim kadar, onlar da neler yapılabileceğini biliyorlar. Aldığımız o kararları da hiç zaman kaybetmeden uygulamaya koyduk. Çünkü krizlerde insanları en çok rahatsız eden şey belirsizlik ortamı. Biz insanların kafasındaki, "acaba işten atılır mıyım?" korkusunu sildik. Kriz çıktıktan üç gün sonra biz yolumuzu çizdik, ne yapacağımızı bilerek hareket ettik. Sonrasında da yeni girişimlerle birlikte çalışan sayımızı artırdık. Bugün iştiraklerimizle birlikte 500’ün üzerinde çalışanımız var.

Çalışma ilkeleriniz neler?

Benim iş konusundaki en önemli ilkem açıklıktır. Bir diğeri de yöneticilerin önünün açık olmasıdır. Benim yöneticilerimin bir sorunu varsa, öncelikle ben onu çözmeliyim ki onlar da rahat çalışabilsinler. Motivasyona çok önem veriyoruz. Bunu geliştirebilmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.
Zamanı iyi kullanabilmek ve disiplin son derece önemli. Buna ben çok önem verdiğim için alttaki arkadaşlar da önem veriyor. Bunlar aslında yazılı olan kurallar değiller. Yıllar süren deneyimlerin sonucu bunlar belirleniyor. Ama artık büyüdüğümüz için belli yazılı kuralların da olması gerektiğini görüyoruz. Bunun hazırlıkları içerisindeyiz. Kurumsallaşmak için bunları yapmalıyız.

Yetkilerinizi kolay devreder misiniz?

Ben yetkilerimi son derece kolay bir şekilde devredebilirim. Ama öncelikle yetkiyi devredeceğim kişinin o yetkinliğe sahip olup olmadığına bakarım. İstediğim özelliklere sahipse önce kontrollü olarak, sonra da tamamen yetkilerimi devrederim. Bunu da yapmalıyız zaten. Yetkilerini devretmeyen büyüyemez ki. Akıllı insan, akıllı insanlara yetkilerini devretmeli. Aksi taktirde işlerin içinde boğulur. Bir yönetici yetkilerini ne kadar çok devrederse, o kadar çok başarılı olur ve büyür.

Sektörünüzde kalifiye eleman bulmak kolay oluyor mu?

Kalifiye eleman bulmakta zorlanıyoruz. Bizim için önemli olan aslında deneyim. Bunu bulmakta zorlanıyoruz. Yeni yetişen eleman sayısı son derece fazla. Ama onu yetiştirmek, bulunduğumuz sektöre hazırlamak oldukça zaman alıyor. Bizim çalışma alanlarımız uzmanlık gerektiriyor. Burada da deneyim devreye giriyor. İhtiyacımız olan deneyimli elemanları bulmakta zorlanıyoruz. Bizim sektörümüzde çok firma yok. Bir işi yapabilecek üç dört firma bulabilirsiniz. Bu yüzden eleman yetişmesi de son derece zor oluyor. Bu da bizim için büyük bir handikap. Bu ortamın avantajları ise, herkesin pazara girememesi, kâr oranlarının fazla olması.

Türkiye teknoloji üretimi konusunda hangi noktada?

Türkiye’de teknoloji üretimi konusunda bir yatırım yapıldığını söylemek son derece zor. Buna da imkan yok zaten. Bir ülkede teknolojiye yatırım yapılıp yapılmadığını, o ülkede ar-ge’ye ayrılan paylara bakarak anlayabilirsiniz. Bu rakamlar biz de çok düşük. Neredeyse Avrupa ülkelerinin onda biri düzeyinde. Bu rakamlarla da teknoloji üretip, ortaya koyamazsınız. Bu da ülke olarak dışa bağımlılığımızı artırıyor. Bizim yapabileceğimiz ne vardı bu konuda? Yazılım konusunda, Türkiye’deki beyin gücünü değerlendirebilirdik. Bunu Hindistan yaptı. Senede 7-8 milyar dolar geliri var. Bu dört sene önce bir buçuk milyar dolardı. Teknoloji konusunda gelişebilmemiz için devletin atması gereken önemli adımlar var. Vergi muafiyeti sağlanmalı, teşvikler verilmeli... Bu konuda dünyada uygulanmış ve başarıya ulaşmış modeller var. Bu konuda çalışan ve ihracat yapan firmalara, serbest bölge şirketi muafiyeti sağlanabilir mesela. Bu piyasa ancak bu tür adımlarla ilerleyebilir.

Özel meraklarınız var mı?

Eskiden fotoğraf çekiyordum, şimdi resim alıyorum. Golf oyuncusuyum ve Türkiye çapında kazandığım kupalarım var. Ben şahsen çağdaş ressamların tablolarını koleksiyonuma katmayı tercih ediyorum. İnsanın bir takım merakları oluyor. Ama onları canlı tutabilmek için işten zaman ayırıp onlarla uğraşması gerekiyor. Ben inanıyorum ki insan isterse her şeye zaman ayırabilir.

İçindekilere dönmek için tıklayın