Derneğimiz              
 
 

KABATAŞ DERGİSİ - SAYI 1

İçindekilere dönmek için tıklayın

Kabataş Erkek Lisesi’nde okuyanlar bilir: Her sınıf bir "Hababam Sınıfı"dır adeta. Dostluklarıyla, şamatasıyla, hocalarıyla ve ilginç kişilikleriyle…

Ben kime "Kabataş’ı bitirdim" desem, insanların yüzündeki ifadeyi görebiliyorum. Kabataş’ın bizim ailede çok çok güzel tarafları vardı. Kabataş ismi hep saygın şekilde duruyor. Çok iyi bir kartvizit.

 

Hababam sınıfı ve Kabataş
Aydın Ilgaz - Röportaj

Edebiyatımızın koca çınarı Rıfat Ilgaz’ın büyük eseri Hababam Sınıfı, Rıfat Ilgaz’ın Kastamonu Lisesi ve Muallim Mektebi’nde başından geçen ve çevresinde gerçekleşen olaylardan doğmuştur. Ama bir çok bölümünde Kabataş’tan izler taşır. Rıfat Ilgaz’ın oğlu ve Çınar Yayınları’nın sahibi Aydın Ilgaz’la Hababam Sınıfı’nın Kabataş Erkek Lisesi ile olan bağını ve 1950’lerin Kabataş Erkek Lisesi’ni konuştuk.

Lise dönemlerinizi anlatabilir misiniz? Nasıl bir Kabataş’ta okudunuz?

Kabataş bir ekoldü. Kabataş Erkek Lisesi’nin öğretmenleri, birer profesörden çok daha üstün, çok dana donanımlı kişilerdi. Birçoğunun kitabı vardı. Astronomi hocamızın kitabı Türkiye çapında okutulurdu. Bu öğretmenlerle okuduk biz. Birinci sene bir süre gündüzcü okudum. Annem öğretmen olduğu için eve geç geliyordu. Babam da çok yoğundu. Çeşitli devlet kurumlarında misafir ediliyordu. Hastane, hapishane arasında. Yatılı okumam tercih edildi. Kalorifer yok, zor şartlar, hamam zorluğu var, bina eski tarihi bir bina olduğu için yatakhane buz gibi, koca bir salonda göstermelik bir soba var. Bazen yanar, bazen yanmaz. Sınıflarda sobalar var, yemekhanede şartlar karavana usulü... Bütün bunlara rağmen Kabataş dediğim gibi bir ekoldü. Disiplini çok iyiydi. Yatılı okumanın bir çok avantajı vardı. Yatılı olmanın getirdiği bir sahiplenme vardı. Gündüzcü olanlara biraz farklı bakılırdı.

Daha çok sahiplendiniz değil mi okulu?

Tabii. Mesela onlar gittiği zaman, "han" bize kalırdı. Gecenin getirdiği hala o hafif ince bir sızıdır. Işıklar yandığı zaman. İçime büyük bir yalnızlık çökerdi. Bu, yatılı okumanın getirdiği bir şeydi. Biz bize çok mutluyduk da, evden olmak kötüydü.

Kabataş’a girişiniz hangi seneydi?

1955 girişliyim. Yaz aylarında bugün bile baktığımda aynı hüznü hissederim. Vapurlarla kızlar geçerdi. Bizlere el sallarlardı, biz de onlara. Sonra etüde girerdik. Mesela Kör Salih diye bir kimya hocamız vardı. O kadar içten birisiydi ki. Hakikaten, öğretmenlerimiz ana-baba gibiydi bize karşı. Sorunlarımızla iç içe olurlardı. Ramses dediğimiz bir tarih hocamız vardı. Bir ders anlatırdı dolu dolu. Annem Atatürk Kız Lisesi’nin Müdür Muavini’ydi. Kabataş Erkek Lisesi öğrencisi olduğumuzu hissederdik. Onların okuluna girip çıkarken, farkı görürdüm. Tabi o da tarihi bir okul ama Kabataş Erkek Lisesi çok ayrı. İskenderun, Van, Kars’tan gelen yatılı arkadaşlar, Yunanistan’dan gelen öğrenci arkadaşlar vardı. Bütün o insanlarla aynı potada kaynayıp, sonra ayrılıp, bu ülkenin bir çok yerlerinde karşılaşmamız. Mesela Makine Kimya Endüstrisi’nin başında, 744 Sedat Gezen diye bir arkadaşım vardı. SSK hastanesinde onkolojiye gidiyorum, bakıyorum en başında yine bizden bir arkadaş. Bir çok bakan da öyle. En genci Adnan Kahveci’ydi. Ben de Kabataşlı olduğum için fuarlarda gelir, koskoca bakan babamdan kitap alırken benimle oturur sohbet ederdi. Sonra Uluç Gürkan, son adalet bakanı hep Kabataşlıydı. Demek ki bizim çeliğimize su verenler gerçekten çok değerli hocalarmış. Liseden sonra elektronik mühendisliği okudum Amerika’da. Amerika’ya öğrenci olarak gittiğimde. Kabataş Erkek Lisesi’nin İngilizcesiyle gittim. Pasaportumu geç aldığım için hazırlık sınıfının ilk döneminin yarısında gidebildim. Ama kimya dersinde notlarım çok iyiydi. Çünkü hocamızın bize, her dersin başında yedi dakikada yedi soru sorarak yaptığı imtihanla çok şey öğrendik. Soruları inanılmaz hızda çözerdik. Amerikalı hocalar şaşırırdı. Kopya çektiğimi düşünürlerdi. Bunlar hep hocamız Kör Salih sayesinde. Biyolojide de aynı durum geçerli. Uzun lafın kısası, insanlar bitirdikleri üniversiteyle çok övünürler de, ben Kabataş’ı bitirmekten daha çok haz duyuyorum.

Kabataşlılığın yanı sıra bir de Kabataşlı babasısınız. Oğlunuzun Kabataş’ta okumasında etkiniz oldu mu?

Evet oğlum Kerem de Kabataşlıydı. Her babanın amacı, oğlunu okuduğu okulda okutmaktır. Kerem de yatılı okudu. Şimdi benim gibi O da Kabataşlı olmaktan büyük onur duyuyor. Biz üç kuşak babamdan bana, benden Kerem’e Kabataşlıyız. Sayılı bir lise, köklü bir lise Kabataş. Ben kime "Kabataş’ı bitirdim" desem, insanların yüzündeki ifadeyi görebiliyorum. Kabataş’ın bizim ailede çok çok güzel tarafları vardı. Kabataş ismi hep saygın şekilde duruyor. Çok iyi bir kartvizit.

Babanız Rıfat Ilgaz’la 1992 yılında yaptığım bir söyleşide bana Hababam Sınıfı’nın bazı bölümlerinin Kabataş Erkek Lisesi’nde yaşanmış olaylar olduğunu anlatmıştı. "Oğlum Kabataş’ta okurdu. Orada başlarından geçenleri evde anlatırdı; ben de bunları Hababam Sınıfı’nda hikaye ettim." demişti. Bu konuyu bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Hababam Sınıfı nasıl oldu? Ben Kabataş’ta olup bitenleri anlattıkça babam zaman zaman yazardı. Mesela, Bacak İsmail diye bir hocamız vardı. Beden Eğitimi hocasıydı. Aynen o da, "Ben bu vücudu spor sayesinde kazandım." derdi. Oysa kısa boylu ve sıska bir herifti. O Bacak İsmail, başka özellikler de eklenerek "Badi Ekrem" oldu. Mesela "Kel Mahmut" diye bir hoca tipi gerçekten yok. "Kel Mahmut" 8-10 öğretmenden oluşuyor. Birinin kafası kel, öbürünün karakteri O’na uyuyor. Kabataş, her yönüyle var Hababam Sınıfı’nda. Babamın bir şiirini okuyayım sana. Bu bir belgedir.

ÖVÜNSEK Mİ?

Kerem de girdi sıraya
Boğaziçi’nde bir lisede yatılı…
Otuz yıl önce
Yatıp kalkma zorunluluğundan
Bu okulda okumuştu Torunumun babası da

Biz hep böyle torun torba
HABABAM SINIF’larında yetiştik
Biraz başarı, biraz beceri,
Kitabıma el basarım ki, doğru!

Şimdi bu Kabataş adına yazılmış bir şiir. Oğlum Kerem’in okuduğu sıralarda Kabataş’ın müdürü bana; "Bu Kabataş Lisesi satılacak. Babana söyle yazılarında bu durumu ele alsın." dedi. Müdürün söylediğine göre, o dönemde okul binası Japonlara satılmaya çalışılıyormuş. Babam bu konuyu kaleme almıştı. Hababam Sınıfı kitabının son bölümünde de, Japonların okulu otel yapmak için yaptıkları çalışmalar anlatılıyor. İnek Şaban rüyasında görüyor olanları...

İçindekilere dönmek için tıklayın